Arzunun Geometrisi: Fetişistik Özerklik
Ayak fetişizmi üzerinden libidonun nesneden yönelime taşınmasını; mazoşizm, sadizm, tabiiyet, tahakküm ve fetişistik özerklik ekseninde çözümleyen özgün bir libido modeli.
1. Fetişistik Yönelimin Kuruluşu
1.1. Bütünsel Arzudan Kısmi Nesneye Geçiş
Libidinal yönelimin en temel biçiminde arzu, karşısındaki kişiyi parçalarına ayrılmış bir uyaran toplamı olarak değil, belirli bir bütünlük taşıyan nesne olarak kurar. Bedensel özellikler, jestler, ses, görünüş, temas biçimleri ya da tek tek anatomik bölgeler bu bütünlüğün içinde libidinal değer kazanabilir; fakat henüz hiçbir parça, kişinin geri kalanını tali hâle getirecek ölçüde bağımsızlaşmış değildir. Arzulanan bedenin herhangi bir bölgesi haz üretse bile, söz konusu haz bütünsel yönelimin içinde işlev görür: parça, bütüne açılan bir yüzeydir; bütünün yerine geçen bağımsız bir libidinal merkez değildir. Fetişistik dönüşümün ilk kırılması tam burada gerçekleşir. Libido, arzulanan kişinin bütününe dağılan yatırımını belirli bir parçanın üzerinde yoğunlaştırarak o parçayı yalnızca bedenin unsurlarından biri olmaktan çıkarır ve kendi başına ayrıcalıklı bir yönelim nesnesine dönüştürür.
Ayak fetişizmi bu dönüşümü özellikle görünür hâle getirir. Ayak başlangıçta arzulanan kişinin bedenine ait anatomik bir parçadır; dolayısıyla libidinal değeri bütünden tamamen bağımsız değildir. Fakat fetişistik yapılanmada bütün ile parça arasındaki hiyerarşi değişmeye başlar. Normalde ayak, kişinin çekiciliğine katkıda bulunan sayısız bedensel özellikten biri olabilirken, fetişistik yoğunlaşmayla birlikte kişinin bütünü ayağın libidinal değerini taşıyan bağlama dönüşebilir. Başka bir ifadeyle, önce bütün parçaya anlam verirken giderek parça bütünün libidinal örgütlenmesini belirlemeye başlar. Arzulanan kişi artık yalnızca “ayağa sahip olan kişi” değildir; ayak, kişinin arzu içindeki konumunu belirleyen ayrıcalıklı temas noktası hâline gelir. Böylece kısmi nesne, bütünün basit bir ayrıntısı olmaktan çıkarak libidonun yönünü organize eden merkezî bir işlev üstlenir.
Buradaki dönüşümü yalnızca “bir beden parçasını diğerlerinden daha fazla beğenmek” biçiminde açıklamak yetersiz kalır. Tercih ile fetişistik ayrıcalık arasındaki fark niceliksel değil, yapısaldır. Bir özne belirli bir bedensel özelliği diğerlerinden daha çekici bulabilir ve yine de arzusunu kişinin bütününe yöneltebilir. Fetişistik yapılanmada ise parça, bütünsel arzunun içindeki yüksek yoğunluklu bir bölge olmanın ötesine geçerek libidinal yönelimin kuruluş biçimini değiştirmeye başlar. Libido artık bütüne yönelip parçada daha fazla haz bulmakla yetinmez; parçaya yönelerek bütünü ikincilleştirebilir. Dolayısıyla burada gerçekleşen şey arzunun yoğunlaşmasından çok, arzunun merkezinin yer değiştirmesidir. Bütünün içinde bulunan parça, libidinal ekonominin ağırlık merkezine dönüşür.
Kısmi nesnenin bu şekilde ayrıcalık kazanması, bütünü bütünüyle ortadan kaldırdığı anlamına gelmez. Aksine fetişistik nesnenin ilk kuruluşunda bütün hâlâ gereklidir; çünkü ayak, başlangıçta belirli bir kişiye, bedene veya arzu nesnesine ait oluşu üzerinden libidinal olarak tanınır. Parçanın özerkleşebilmesi için önce ait olduğu bütün içinde kurulması gerekir. Bu nedenle bütünsel arzudan kısmi nesneye geçiş, bütünün basitçe yok edilmesi değil, bütün ile parça arasındaki yön belirleme ilişkisinin tersine çevrilmesidir. Başlangıçta bütün parçayı anlamlandırırken, giderek parça bütünün arzu içindeki değerini yeniden düzenler. Fetişistik yapılanmanın sonraki özerkleşme imkânı da ancak bu ilk bağımlılık sayesinde ortaya çıkabilir: bağımsızlaşacak olan parça, önce bir bütünün parçası olarak tanınmış olmalıdır.
Ayak özelinde kısmi nesneleşmenin daha önemli bir sonucu vardır. Seçilen parça nötr değildir; bedenin anatomik düzeni içerisinde belirli bir konum taşır. Ayağın bedensel olarak en aşağıda bulunması, henüz kendi başına mazoşistik bir anlam üretmez; ancak libidonun bütünsel bedenden özellikle bu bölgeyi ayırması, ileride anatomik konumun sembolik bir ilişki biçimine dönüştürülebileceği zemini hazırlar. Dolayısıyla fetişistik süreçte ilk hareket yalnızca bir parçanın seçilmesi değildir. Libido, bütün beden içerisinden belirli bir koordinatı ayrıcalıklı hâle getirerek kendi yöneliminin geometrisini de belirlemeye başlar. Bedenin herhangi bir parçası değil, aşağıda bulunan parça merkezileştiğinde, “hangi nesnenin arzulandığı” sorusunun yanına “arzu bu nesneye hangi yönden kuruluyor?” sorusu eklenir.
Kısmi nesnenin ortaya çıkışı bu nedenle iki eşzamanlı ayrışmayı içerir. İlk ayrışma, kişinin bütünlüğü ile belirli beden parçası arasındadır: parça, bütünsel arzudan göreli biçimde ayrılır. İkinci ayrışma ise nesnenin kendisi ile nesneye yönelme biçimi arasında oluşmaya başlar. Ayak yalnızca arzulanan bir şey değildir; öznenin arzusunu belirli bir doğrultuya sokan bir merkezdir. Libidonun bütünden parçaya yoğunlaşması, henüz yönelimin bütünüyle bağımsızlaştığı anlamına gelmez; fakat yönelimin kendi biçiminin görünür olmasının ilk koşulunu yaratır. Çünkü libidonun tüm kişiye yayılmış olduğu durumda yönelim ile nesne büyük ölçüde üst üste görünürken, belirli bir parçanın ayrıcalıklı hâle gelmesiyle yönelimin yapısal özellikleri ayrıştırılabilir hâle gelir.
Böyle bakıldığında ayak fetişizmi yalnızca “kişinin bütünü yerine ayağın arzulanması” biçiminde tanımlanamaz. Daha kesin ifadeyle, bütünsel libidinal yatırım içerisindeki bir parçanın önce yoğunlaştırılması, ardından arzu organizasyonunun merkezi hâline getirilmesi ve nihayet bütün ile parça arasındaki hiyerarşinin tersine çevrilmesi söz konusudur. Bütünlük tamamen silinmez; fakat artık arzuya hükmeden ilke değildir. Kısmi nesne, bütünden aldığı ilk libidinal değeri kendi üzerinde yoğunlaştırarak giderek bütünün sağlayabileceğinden farklı bir yönelim biçimi üretir. Fetişistik kuruluşun başlangıç noktası tam olarak buradadır: libido, arzulanan kişinin bütününü terk etmekten önce, bütünün içinden bir parçayı seçer; ardından bu parçayı yalnızca arzunun hedeflerinden biri değil, arzunun nasıl örgütleneceğini belirleyen ayrıcalıklı bir merkez hâline getirir.
1.2. Anatomik Aşağıdan Sembolik Aşağıya Geçiş
Ayağın fetişistik ayrıcalığı yalnızca bedenin alt bölümünde bulunmasından kaynaklanmaz; anatomik konumun libidinal anlam kazanabilmesi için bedensel “aşağı” ile ilişkisel “aşağı” arasında ikinci bir kuruluş gerekir. Ayağın bedenin en alt uzvu olması nesnel bir anatomik veridir, fakat bu veri kendi başına ne tabiiyeti, ne küçülmeyi, ne de mazoşistik bir konumu içerir. Fiziksel mekânda aşağıda bulunmak ile öznenin arzulanan kişi karşısında kendisini aşağıda kurması iki farklı düzleme aittir. Fetişistik yönelimin özgül niteliği, bu iki düzlemin birbirine eklemlenebilmesinde belirir. Libido, bedenin aşağıda bulunan parçasını yalnızca seçmekle kalmaz; o parçaya yönelme hareketinin içerisine öznenin öteki karşısındaki konumunu da yerleştirebilir. Böylece anatomik koordinat, ilişkisel bir anlam taşıyan libidinal koordinata dönüşür.
Anatomik aşağılık ile sembolik aşağılık arasındaki geçişi doğrudan özdeşlik olarak düşünmek teorik olarak yetersiz olur. Ayak aşağıdadır; fakat “aşağıda olmak” ancak bir karşılaştırma ekseni kurulduğunda ilişkisel değer kazanır. Mekânsal düzen, tek başına üstünlük veya tabiiyet üretmez. Sembolik aşağılık, öznenin kendi konumunu arzulanan ötekine göre belirlediği anda ortaya çıkar. Ayağa yönelmek bu nedenle yalnızca aşağıdaki bir uzva yönelmek olmaktan çıkar ve öznenin arzulanan kişinin altında bulunma, onun karşısında alçalan bir konum alma ya da kendi libidinal pozisyonunu onun aşağısında kurma biçimine dönüşebilir. Anatomik konum burada bir neden değil, üzerine ilişkisel anlamın yerleştirilebildiği maddi bir eksen işlevi görür.
Bu ayrım, ayak fetişizminin mazoşistik yönünü biyolojik veya anatomik bir zorunluluk gibi kurmaktan da kaçınmayı sağlar. Ayağa yönelen her libido mazoşistik olmak zorunda değildir; çünkü anatomik seçim ile ilişkisel kodlama birbirinden ayrılabilir. Mazoşistik potansiyel ancak ayağın bedensel aşağılığı öznenin kendi libidinal pozisyonunu aşağıya yerleştirmesiyle birleştiğinde doğar. Dolayısıyla ayağın fetişistik nesne oluşuyla mazoşistik anlam kazanması aynı işlem değildir. İlkinde belirli bir beden parçası libidinal olarak ayrıcalık kazanır; ikincisinde ise o parçanın bedensel konumu öznenin ötekiyle kurduğu ilişkinin yönüne çevrilir. İki süreç üst üste geldiğinde ayak, yalnızca haz veren bir nesne değil, belirli bir libidinal konumlanmanın taşıyıcısı hâline gelir.
Ayağın burada “yüzey” işlevi kazanması önemlidir. Libidinal yatırım doğrudan soyut bir tabiiyet fikrine yönelmez; tabiiyet, somut bir nesne üzerinde şekillenerek deneyimlenebilir hâle gelir. Ayak bu anlamda anatomik parça ile ilişkisel anlam arasındaki bağlayıcı noktadır. Öznenin öteki karşısında aşağıya yerleşmesi soyut bir konum olarak kalabilecekken, bedenin en aşağıdaki uzvuna yönelim bu konumu maddileştirir. Arzu böylece yalnızca bir kişiye değil, o kişinin bedensel hiyerarşisinin belirli bir noktasına doğru yönelir. Ötekinin bütün bedeninin altında bulunan parça, öznenin kendi yönelimini de aşağıya çeken bir libidinal merkez hâline gelebilir.
Yönelimin geometrik niteliği tam burada belirginleşir. Libido yalnızca bir nesne seçmez; seçtiği nesne aracılığıyla kendisine bir yön tayin eder. Ayak fetişizminde yönelim yatay bir karşılaşmadan ziyade aşağıya doğru kurulan bir ilişki biçimi kazanabilir. Böyle bir durumda “aşağı” artık yalnızca ayağın bulunduğu yer değildir; öznenin arzunun içindeki hareket yönüdür. Nesnenin mekânsal konumu, libidonun ilişkisel hareketine çevrilir. Libidinal yatırımın nesneye ulaşmasıyla birlikte özne, yalnızca ayağı arzulamış olmaz; aynı zamanda kendi arzusunu belirli bir aşağı-yönelim içinde organize etmiş olur.
Anatomik konumun sembolikleşmesi, parçanın bütün içindeki yerini de yeniden anlamlandırır. Ayağın bedensel hiyerarşide aşağıda bulunması, fetişistik yatırım öncesinde nötr bir özelliktir. Libidinal yoğunlaşma sonrasında aynı konum, öznenin arzulanan kişiye göre kendi yerini kurmasının referansına dönüşebilir. Böylece bedenin düzeni, ilişkinin düzenine tercüme edilir. Beden üzerindeki düşey eksen, özne ile arzu nesnesi arasındaki güç veya değer eksenine taşınır. Ötekinin ayağına yönelmek, bu durumda yalnızca bir bedensel parçaya yaklaşmak değil, kendini ötekinin altında kuran libidinal bir pozisyonu icra etmek anlamına gelir.
Sembolik aşağılık burada zorunlu olarak değersizlik anlamına da gelmez. Mazoşistik konumun libidinal değeri tam tersine, aşağıda bulunmanın olumsuz bir durum olmaktan çıkarılıp haz üreten bir ilişki biçimine çevrilmesinden doğar. Öznenin aşağıya yerleşmesi, arzulanan ötekinin değerini yükseltirken aynı anda kendi yöneliminin yoğunluğunu artırabilir. Öteki ne kadar yukarıda kurulursa, ona doğru aşağıdan yönelmenin ilişkisel belirginliği de o kadar güçlenir. Bu nedenle aşağılık yalnızca bir eksilme değildir; libidinal sistem içinde etkin biçimde üretilen bir pozisyondur. Öznenin kendisini aşağıya yerleştirmesi, arzu nesnesiyle arasındaki farkı büyüterek yönelimin yapısını daha keskin hâle getirebilir.
Böylece ayak fetişizminde anatomik aşağılık ancak sembolik bir dönüşümden geçtiğinde mazoşistik anlam taşımaya başlar. Ayağın fiziksel konumu, öznenin libidinal konumuna çevrilir; bedensel hiyerarşi ilişkisel hiyerarşiye, mekânsal yön ise arzu yönüne dönüşür. Fetişistik nesne bu süreçte yalnızca seçilmiş bir beden parçası olarak kalmaz; öznenin arzulanan kişi karşısında nerede duracağını belirleyen bir koordinat hâline gelir. Mazoşistik aşağı-yönelimin temeli, ayağın aşağıda bulunmasında değil, libidonun bu anatomik aşağılığı öznenin ilişkisel aşağılığını kurmak için kullanabilmesinde yatar.
1.3. Mazoşistik Niteliğin Nesnede Değil İlişkisel Konumda Kurulması
Anatomik aşağılığın sembolik aşağılığa dönüşmesi, mazoşistik niteliğin nerede aranması gerektiğini de belirler. Mazoşizm ayağın kendisine içkin bir özellik değildir; ayak herhangi bir nesnel nitelik sayesinde “mazoşistik” olmaz. Libidinal yapıyı mazoşistik hâle getiren şey, öznenin fetiş nesnesi aracılığıyla öteki karşısında aldığı ilişkisel konumdur. Aynı nesne farklı öznelerde bütünüyle farklı libidinal işlevler üstlenebilir; çünkü belirleyici olan nesnenin fiziksel niteliği değil, nesnenin özne ile öteki arasındaki ilişkiyi nasıl örgütlediğidir. Dolayısıyla mazoşistik öğe, nesneden ilişkiye taşındığında daha doğru biçimde kavranabilir.
Ayağa yönelmenin mazoşistik anlamı, öznenin kendisini arzulanan kişinin altında kurduğu ölçüde ortaya çıkar. Buradaki “altında olma”, yalnızca mekânsal bir konuma indirgenemez; tabiiyet, kendini küçültme, ötekinin üstünlüğünü kabul etme ya da kendi arzusal pozisyonunu ötekinin aşağısında örgütleme gibi farklı ilişkisel biçimleri içerebilir. Ortak nokta, öznenin haz nesnesini yalnızca dışarıda bulunan bir hedef olarak kurmaması, aynı zamanda kendi konumunu da nesneye göre yeniden düzenlemesidir. Böylece libidinal yatırım iki yönlü hâle gelir: bir tarafta arzulanan nesne ayrıcalık kazanırken, diğer tarafta özne o nesneye göre kendisine belirli bir yer tahsis eder.
Mazoşistik niteliğin ilişkisel olması, hazzın yalnızca nesnenin duyusal özelliklerinden türetilemeyeceğini de gösterir. Ayağın görünüşü, dokusu veya biçimi libidinal uyarım sağlayabilir; fakat mazoşistik boyut bunların ötesinde, özne ile öteki arasındaki asimetrik konumlanmadan doğar. Öznenin aşağıda bulunması, ötekinin yukarıda kurulması ve bu farkın arzunun yapısına katılması yeni bir tatmin katmanı oluşturabilir. Haz artık yalnızca “ayağın haz vermesi” değildir; öznenin ayağa yönelirken aynı anda kendi yerini ötekinin altında kurmasının verdiği ilişkisel tatmindir. Nesnesel haz ile konumsal haz birbirinden ayrılmaya başlar.
İlişkisel konumun libidinalleşmesi önemli bir dönüşümdür; çünkü özne artık yalnızca nesneden bir şey almak istemez, belirli bir ilişki biçiminin içinde bulunmaktan da haz üretir. Arzulanan ötekiyle kurulan hiyerarşi, tatminin taşıyıcılarından biri hâline gelir. Mazoşistik öğenin temelinde bu nedenle pasif biçimde maruz kalınan bir aşağılık değil, libidinal olarak benimsenen ve tekrar üretilebilen bir aşağı-konumlanma vardır. Öznenin kendisini aşağıya yerleştirmesi, arzunun dışsal sonucu değil, arzunun etkin örgütlenme biçimidir. Tabiiyet burada yalnızca kabul edilen bir durum olmaktan çıkar; libidonun kendi hareketine eklenen yapısal bir özellik olur.
Böyle bir yapı içinde öznenin aşağıda bulunması ile ötekinin yukarıda bulunması karşılıklı olarak birbirini üretir. Ötekinin üstün konumu, öznenin tabiiyetini anlamlandırırken; öznenin tabiiyeti de ötekinin üstünlüğünü güçlendirir. Mazoşistik ilişki bu nedenle tek taraflı bir eksilme değildir; iki kutbun birbirini kurduğu asimetrik bir düzenektir. Öznenin aşağıya yerleşmesi, ötekini yalnızca arzulanan kişi değil, arzunun hiyerarşik merkezi hâline getirir. Ötekinin yüksek konumu ise ayağa yönelimin libidinal yoğunluğunu artırabilir. Haz nesneden değil yalnızca ilişkiden doğar demek de eksik kalır; daha doğrusu nesne, ilişkinin kurulmasını mümkün kılan taşıyıcı hâline gelir ve haz, nesne ile ilişkisel konumun birleşiminde örgütlenir.
Mazoşistik niteliği ilişkisel düzlemde kurmak, fetiş nesnesinin işlevini de daha karmaşık hâle getirir. Ayak, artık yalnızca libidonun yoğunlaştığı kısmi nesne değildir; özne ile öteki arasındaki hiyerarşinin somutlaştığı düğüm noktasıdır. Öznenin ayağa yönelmesi, aynı anda hem bir nesneye yönelmek hem de belirli bir konumu benimsemek anlamına gelir. Böylece fetiş nesnesi iki farklı işlevi bir arada taşır: libidinal hedef olarak haz üretir ve ilişkisel koordinat olarak öznenin kendi yerini belirler. Ayağın fetişistik gücü, bu iki işlevin üst üste binmesiyle yoğunlaşır.
İlişkisel konum bir kez libidinal değer kazandığında, haz ile nesne arasındaki klasik bağ da gevşemeye başlar. Öznenin tatmini yalnızca ayağın kendisine erişmesine bağlı kalmaz; ayağa doğru yönelirken içinde bulunduğu aşağı-konum da başlı başına haz taşıyabilir. Henüz nesneye bütünüyle erişilmeden, öznenin kendi konumunu arzulanan ötekinin altında kurması libidinal bir kazanım üretir. Böylece tatmin, yönelimin sonunda bulunan bir sonuç olmaktan çıkarak yönelme sürecinin içerisine dağılmaya başlar. Mazoşistik konum ne kadar belirginleşirse, yönelimin kendisi de o ölçüde haz taşıyan bir faaliyet hâline gelebilir.
Buradaki kritik ayrım, öznenin “aşağıda olduğu için” haz duyması ile “aşağıda olma ilişkisini libidinalleştirmesi” arasındadır. İlk ifade aşağılığı doğrudan haz nedeni gibi gösterirken, ikincisi hazzın nasıl üretildiğini açıklar. Mazoşistik tatmin belirli bir nesnel durumdan otomatik olarak çıkmaz; öznenin o durumu arzu yapısının içine almasıyla meydana gelir. Aynı ilişkisel konum bir başka özne için rahatsızlık, kayıp veya değersizlik anlamına gelebilirken, mazoşistik örgütlenmede libidinal değere çevrilebilir. Haz nesnel konumda değil, konumun libido tarafından işlenişindedir.
Dolayısıyla mazoşistik fetişizmin özgüllüğü, aşağıdaki bir nesnenin seçilmesinden daha karmaşık bir yapı içerir. Önce ayak kısmi nesne olarak ayrıcalık kazanır; ardından ayağın anatomik konumu sembolik aşağı-yönelimin zemini hâline gelir; son olarak özne bu yönelim aracılığıyla öteki karşısındaki kendi ilişkisel konumunu libidinalleştirir. Mazoşistik nitelik tam da bu üçüncü düzeyde belirir. Fetiş nesnesi hazza aracılık eder; fakat mazoşizmi kuran şey nesnenin kendisi değil, öznenin nesne aracılığıyla öteki karşısında aldığı ve libidinal değer yüklediği konumdur.
1.4. Aşağı-Yönelimin Libidinalleşmesi
Ayağın kısmi nesne olarak ayrıcalık kazanması ve anatomik aşağılığın sembolik bir konuma çevrilmesi, libidinal yönelimin niteliğinde ikinci bir dönüşümü mümkün kılar. Artık yalnızca belirli bir nesneye yönelmek söz konusu değildir; yönelimin aldığı doğrultu da haz üretmeye başlayabilir. Aşağı-yönelim, başlangıçta fetiş nesnesine ulaşmanın geometrik yolu gibi görünürken, mazoşistik ilişkisel konumun libidinal değer kazanmasıyla birlikte başlı başına bir tatmin taşıyıcısına dönüşür. Öznenin arzulanan ötekinin karşısında kendisini aşağıya yerleştirmesi, nesneye ulaşmadan önce bile libidinal kazanç yaratabilir. Böylece libido, hedefin sunduğu haz ile hedefe doğru alınan konumun sunduğu hazzı birbirinden ayırmaya başlar.
Yönelim burada salt hareket anlamına gelmez. Bir nesneye doğru yönelmek, öznenin o nesne karşısında belirli bir pozisyon almasıdır ve mazoşistik yapılanmada tam da bu pozisyon libidinalleşir. Öznenin ayağa doğru yönelmesi aynı anda ötekinin aşağısına yerleşmesi anlamına geldiğinde, yönelme edimi yalnızca hedefe yaklaşmayı değil, arzulanan ilişkinin icrasını da içerir. Başka bir ifadeyle, nesne henüz bütünüyle elde edilmemiş olsa bile ilişki kısmen kurulmuş olur. Özne aşağıya yöneldiği anda, arzuladığı tabiiyet biçimini fiilen yaşamaya başlar. Tatminin yönelimin içine taşınmasının ilk koşulu da budur: hareket, sonucun hazırlığı olmaktan çıkar ve sonucun taşıdığı ilişkisel anlamı daha gerçekleşme sürecinde üretmeye başlar.
Mazoşistik libidinal yönelim açısından aşağıya yerleşmenin değeri, hedefe ulaşmanın ertelenmesine rağmen hazzın ertelenmemesidir. Olağan nesne-merkezli yapıda yönelim, tatmine götüren araçsal bir süreç olarak düşünülebilir; nesneye erişim gerçekleşmediği sürece yönelim kendi başına eksik kalır. Aşağı-yönelimin libidinalleştiği durumda ise araç ile sonuç arasındaki ayrım zayıflar. Yönelmek artık yalnızca tatmine götürmez; yönelmenin kendisi tatmin üretir. Özne, arzulanan nesnenin karşısında aldığı mazoşistik konum sayesinde henüz nihai erişim gerçekleşmeden libidinal kazanç elde eder. Böylece yönelim, hedef tarafından değer kazanan ikincil bir süreç olmaktan çıkarak kendi libidinal değerini üretmeye başlayan etkin bir yapıya dönüşür.
Buradaki dönüşüm, tatminin nesneden tamamen kopması anlamına gelmez. Aşağı-yönelim başlangıçta fetiş nesnesi tarafından belirlenir; yönelimin neden aşağıya doğru kurulduğu, ayağın ayrıcalıklı nesne hâline gelmiş olmasıyla ilişkilidir. Fakat nesne yönü belirledikten sonra yönün kendisi libidinalleşebilir. Libido ayağa yönelirken yalnızca ayağın duyusal veya sembolik özelliklerinden haz almaz; ayağa doğru yönelmenin ürettiği aşağı-konumlanmadan da haz almaya başlar. Böylece aynı fetişistik yapı içinde iki ayrı tatmin düzeyi oluşur: nesnenin sağladığı tatmin ve yönelimin sağladığı tatmin. İkincisinin ortaya çıkması, fetişistik yapının daha ileri bir dönüşümüdür; çünkü libidonun kendi hareket biçimi ilk kez bağımsız bir değer kazanmaya başlar.
Aşağı-yönelimin libidinalleşmesi, öznenin nesne karşısındaki konumunu edilgin bir sonuç olmaktan da çıkarır. Öznenin “aşağıda kalması” başına gelen bir şey değildir; yönelimin kendisi tarafından sürekli yeniden üretilen bir ilişki biçimidir. Ayağa doğru yöneldikçe özne kendi konumunu aşağıda, arzulanan ötekinin konumunu yukarıda kurar. Böylece yönelim yalnızca mevcut bir hiyerarşiyi takip etmez, hiyerarşiyi tekrar tekrar gerçekleştirir. Mazoşistik haz da yalnızca kurulmuş ilişkinin içinde bulunmaktan değil, o ilişkiyi yönelme hareketiyle sürekli yeniden üretmekten doğabilir. Libidinal tatmin bu nedenle durağan değil, icrai bir nitelik kazanır.
İcranın kendisinin haz üretmesi, fetiş nesnesinin işlevini de değiştirir. Ayak yalnızca varlığıyla uyarım sağlayan bir hedef olmaktan çıkar ve aşağı-yönelimi harekete geçiren bir merkez hâline gelir. Nesnenin libidinal gücü, yalnızca kendisinde bulunan özelliklerden değil, öznenin belirli bir yönelim biçimine girmesini sağlamasından kaynaklanır. Ayak görüldüğünde, düşünüldüğünde veya arzulandığında yalnızca nesnesel haz ihtimali açılmaz; öznenin kendi libidinal konumunu aşağıya doğru yeniden kurduğu bir yönelim şeması da etkinleşebilir. Fetişistik değer böylece nesnenin sabit niteliğinde değil, nesnenin harekete geçirdiği ilişkisel düzende yoğunlaşır.
Yönelimin libidinalleşmesiyle birlikte haz zamansal olarak da yeniden örgütlenir. Tatmin artık yalnızca yönelimin sonunda yer alan tek bir noktada toplanmaz. Yönelme başladığı anda kısmi tatmin ortaya çıkar, aşağı-konum devam ettikçe tatmin sürer ve nesneye erişim gerçekleşirse buna nesnesel tatmin eklenebilir. Dolayısıyla libidinal süreç çizgisel bir “yoksunluk → hareket → erişim → tatmin” dizisinden uzaklaşır. Haz, sürecin sonuna saklanmak yerine sürecin içine yayılır. Öznenin arzu nesnesine doğru hareket ettiği her aşama, mazoşistik konumun yeniden kurulması ölçüsünde kendi libidinal değerini taşıyabilir.
Aşağı-yönelimin kendisine yüklenen değer arttıkça yönelimin hedef karşısındaki araçsallığı da azalır. Başlangıçta nesneye ulaşmak için gerekli olan hareket, giderek kendi başına arzu edilmeye başlanabilir. Böylece libido yalnızca “ayağa ulaşmak” istemez; ayağa doğru yönelme hâlinin sürdürülmesini de libidinal olarak değerli bulabilir. Burada arzu nesnesinin önemini kaybettiği söylenemez; fakat nesne artık tatminin tek kaynağı olmaktan çıkar. Yönelimin sürmesi, ilişkinin tamamlanmasından bağımsız olarak haz taşıyabilir. Mazoşistik yapı böylece hedefe ulaşma mantığı ile hedefe doğru konumlanma mantığını birbirinden ayırır.
Libidinal aşağı-yönelim, mazoşistik öğenin neden yalnızca nesne seçimiyle açıklanamayacağını da yeniden gösterir. Aynı ayak nesnesi, aşağı-konumun libidinalleşmediği bir yapıda yalnızca bedensel bir fetiş olarak kalabilir. Mazoşistik nitelik, öznenin yönelme biçiminin kendi başına tatmin üretmeye başladığı noktada belirginleşir. Ayak, burada aşağılığın nedeni değil, aşağı-yönelimin somut odak noktasıdır. Haz nesnenin üzerinde başlar, fakat yönelimin içinde genişler. Aşağı-yönelimin libidinalleşmesi, fetişistik tatminin nesneye erişimden önce başlamasını mümkün kılar; özne artık yalnızca arzuladığı şeye ulaşmaktan değil, ona hangi ilişkisel konumdan yöneldiğinden de haz üretir.
1.5. Tatminin Nesneden Yönelime Taşınması
Aşağı-yönelimin libidinal değer kazanmasıyla birlikte fetişistik yapının daha radikal sonucu görünür hâle gelir: tatminin merkezi tekil nesneden yönelimin kendisine doğru kaymaya başlar. Nesne hâlâ önemlidir, çünkü yönelimin kuruluşunu mümkün kılmıştır; fakat libido artık yalnızca nesnenin sunduğu duyusal veya sembolik özelliklerden tatmin üretmez. Yönelme hareketinin kendisi, öznenin arzu nesnesi karşısında aldığı ilişkisel konum ve bu konumun icrası ayrı bir libidinal kaynak hâline gelir. Tatmin böylece “nesneye sahip olunduğunda gerçekleşen sonuç” olmaktan çıkarak yönelimin kendi yapısına yerleşir.
Nesne-merkezli tatmin modelinde libidinal hareketin anlamı hedef tarafından belirlenir. Yönelim, kendisi için değil, ulaşacağı nesne için değerlidir; nesne ortadan kalktığında veya erişim imkânsız hâle geldiğinde yönelimin tatmin üretme kapasitesi de zayıflar. Mazoşistik-fetişistik yapıda ise yönelim, nesnenin verdiği ilk anlamı kendi üzerinde tutmaya başlar. Ayağa doğru aşağı-yönelim bir kez tabiiyet, küçülme veya ötekinin üstünlüğünü kabul etme biçiminde libidinalleştiğinde, yönelimin değeri yalnızca ayağın fiziksel varlığına bağlı kalmaz. Nesne yönü açmıştır; fakat yön, giderek kendi başına haz taşımaya başlamıştır.
Tatminin yönelime taşınması, nesnenin öneminin inkârı değildir. Daha doğru olan, nesnenin işlevinin değiştiğini söylemektir. Fetiş nesnesi başlangıçta tatminin doğrudan hedefiyken, giderek yönelim biçiminin kuruluşuna aracılık eden bir koşul hâline gelir. Libido nesne üzerinden belirli bir ilişki biçimini öğrenir; ardından bu ilişki biçimi kendi libidinal değerini üretmeye başlar. Böylece nesnenin verdiği haz ile nesneye yönelmenin verdiği haz birbirinden ayrıştırılabilir. Nesne birinci düzey tatmini, yönelim ise ikinci düzey tatmini taşır. İki tatmin aynı anda bulunabilir, fakat mantıksal olarak artık özdeş değildir.
Yönelimsel tatminin ortaya çıkması, libidonun kendi hareketini nesneleştirmesine benzer bir dönüşüm yaratır. Başlangıçta libido yalnızca dışarıdaki nesneye yönelirken, giderek kendi yönelme biçimini de haz konusu hâline getirir. Öznenin neyi arzuladığı kadar nasıl arzuladığı da libidinal önem kazanır. Aşağı-yönelim, artık yalnızca ayağa götüren yol değildir; öznenin kendi arzusal konumunu deneyimlediği bir süreçtir. Libido böylece dışsal hedefe yatırım yaparken aynı anda kendi hareket tarzına da yatırım yapar. Fetişistik yapının özgüllüğü, nesneye yönelimin bu çift katmanlı hâle gelmesinde belirginleşir.
Tatminin yönelimin içine yerleşmesi, erişim ile haz arasındaki zorunlu bağı da gevşetir. Nesneye bütünüyle ulaşılmadığında dahi yönelim devam ettiği sürece libidinal kazanç üretilebilir. Öznenin aşağı-konumda bulunması, ayağa doğru hareket etmesi veya bu ilişki biçimini zihinsel olarak sürdürmesi, nihai erişimden bağımsız bir haz alanı yaratabilir. Böylece tatminin gerçekleşmesi için yönelimin başarıyla sonlandırılması gerekmez. Libidinal süreç, hedefe ulaşılamadığı ölçüde bütünüyle başarısız sayılmaz; çünkü hareketin kendisi de artık değer taşımaktadır. Yönelimin tamamlanmamış olması ile tatminsiz olması arasındaki özdeşlik kırılmaya başlar.
Burada önemli olan, tatminin nesneden yönelime “yer değiştirmesi”ni mutlak bir ikame olarak düşünmemektir. Fetişistik yönelim nesnesel tatmini yok etmez; ona yeni bir tatmin katmanı ekler. Ayak hâlâ arzulanan nesne olabilir ve ona erişim güçlü bir haz üretebilir. Fakat buna ek olarak ayağa doğru yönelmenin kendisi de libidinalleştiği için, özne aynı süreçte hem nesneden hem kendi yönelim biçiminden tatmin elde edebilir. Dolayısıyla tatminin yönelime taşınması, nesnenin silinmesinden çok libidinal kaynağın çoğalmasıdır. Fetişistik yapı, dışsal hedefin yanında yönelimi de tatmin üretme kapasitesine sahip hâle getirir.
Libidonun kendi yöneliminden tatmin üretmeye başlaması, yönelim ile anlam arasındaki ilişkiyi de değiştirir. Normalde yönelimin anlamı büyük ölçüde nesnesi tarafından belirlenir: bir şeye yönelmenin ne olduğu, neye yönelindiği üzerinden tanımlanır. Fetişistik yapı içerisinde ise yönelim biçimi giderek kendi anlamını taşımaya başlar. Aşağıya yönelmek, yalnızca ayağa doğru hareket etmek değildir; tabiiyet, küçülme veya arzulanan ötekinin altında konumlanma anlamını kendi üzerinde yoğunlaştırır. Nesne başlangıçtaki semantik kaynağı sağlamış olsa bile, yönelim artık bu anlamı tekrar tekrar üretme kapasitesine sahiptir.
Yönelimin kendi anlamını ve kendi tatminini taşımaya başlaması, libidinal ekonomide önemli bir ayrışma yaratır. Nesne “neyin arzulandığını”, yönelim ise “arzunun nasıl gerçekleştirildiğini” temsil eder. Fetişistik yapı ikinci boyutu bağımsızlaştırdığı ölçüde, libidonun tatmini de yalnızca arzulanan şeyin özelliklerine bağlanmaktan çıkar. Öznenin arzunun içinde aldığı biçim, libidinal değerin ayrı bir kaynağı olur. Böylece arzu, yalnızca dış dünyadaki belirli bir nesneye ilişkin olmaktan çıkarak kendi organizasyon tarzından da beslenir.
Tatminin yönelime taşınması sayesinde mazoşistik fetişizm, libidonun tekil nesneye bağımlılığını ilk kez içeriden gevşeten bir yapı hâline gelir. Nesne yönelimi başlatır, yönelime biçim verir ve ona ilk libidinal anlamını sağlar; fakat yönelim yeterince libidinalleştiğinde aldığı anlamı kendi hareketi içinde yeniden üretebilir. Dolayısıyla nesne başlangıç noktası olmayı sürdürürken tatminin tek merkezi olma konumunu kaybeder. Fetişistik kırılma tam burada belirginleşir: libido artık yalnızca yöneldiği nesneden haz almaz; yönelmiş olma biçimini de kendi başına libidinal bir olay hâline getirir ve tatminin ağırlık merkezini “neye yöneliyorum?” sorusundan “nasıl yöneliyorum?” sorusuna doğru taşır.
2. Libidinal Yönelimin Özerkleşmesi
2.1. Tatmin ile Tamamlanma Arasındaki Zorunlu Bağın Kırılması
Fetişistik yönelimin kendi başına libidinal değer kazanmaya başlaması, tatmin ile tamamlanma arasındaki alışıldık bağı çözmeye zorlar. Nesne-merkezli bir libidinal düzende tatmin çoğu zaman yönelimin başarıyla sonuçlanmasına, yani arzulanan nesneye ulaşılmasına veya onunla belirli bir birleşmenin gerçekleşmesine bağlı görünür. Yönelme süreci burada araçsal niteliktedir: libido hareket eder, yaklaşır, gerilimi taşır ve tatmin ancak hedefe varıldığında ortaya çıkar. Mazoşistik-fetişistik yapılanmada ise yönelimin kendisinin haz üretmeye başlamasıyla birlikte bu çizgisel yapı bozulur. Libido artık tatmini yalnızca sürecin sonuna ertelemez; yönelme hâlinin içinde, daha tamamlanma gerçekleşmeden, kısmi fakat gerçek bir libidinal kazanç üretir.
Tamamlanmanın anlamı bu nedenle ortadan kalkmaz; değişen, tatminin tamamlanmaya zorunlu bağımlılığıdır. Nesneye ulaşmak hâlâ ayrı bir haz üretebilir, ancak yönelimin kendisi libidinalleştiği için libido tatmin olabilmek adına mutlaka nihai sonuca ihtiyaç duymaz. Aşağı-yönelimin icrası, öznenin arzulanan öteki karşısında mazoşistik konumu yeniden üretmesi ve bu konumun kendi başına haz taşıması, tamamlanmadan önce bir tatmin alanı açar. Böylece “tamamlanmamış yönelim = tatminsiz yönelim” özdeşliği kırılır. Yönelim tamamlanmadan da libidinal olarak verimli olabilir.
Buradaki kırılma, tatminin zamansal örgütlenmesini de değiştirir. Tatmin artık yönelimin sonunda bulunan tekil bir olay değil, yönelimin farklı aşamalarına dağılan bir süreç hâline gelir. Arzu nesnesinin fark edilmesi, ona doğru yönelimin başlaması, öznenin kendi ilişkisel konumunu aşağıda kurması ve bu konumu sürdürmesi, her biri kendi ölçüsünde libidinal değer taşıyabilir. Tamamlanma gerçekleştiğinde elde edilen haz, bu sürece eklenen başka bir katman olur; fakat bütün tatminin tek kaynağı olma ayrıcalığını kaybeder. Libido böylece yönelimin son noktasından önce de kendisini besleyen bir devre kurar.
Tatminin süreç içine yayılması, tamamlanmanın fetişistik yapıda neden ikincil hâle gelebildiğini de açıklar. Eğer libido yalnızca sonuçtan haz alsaydı, yönelimin uzaması bir eksiklik veya gecikme olarak yaşanırdı. Yönelimin kendisi haz taşıdığında ise süreklilik artık zorunlu olarak eksiklik anlamına gelmez. Tam tersine, yönelimin devam etmesi libidinal üretimin devam etmesi demektir. Özne, hedefe ulaşmadan önce de arzunun içinde kalabilir ve bu kalış kendi başına tatmin taşıyabilir. Böylece tamamlanma, libidinal sürecin zorunlu sonu olmaktan çıkarak olası bir doruk noktasına dönüşür.
Mazoşistik-fetişistik yapı açısından önemli olan tam da burada belirir: libido, tatmini tamamlanmadan ayırdığı ölçüde kendi hareketine daha fazla yatırım yapar. Aşağı-yönelim yalnızca nesneye götüren yol değil, haz üreten bir süreç hâline geldiğinde, libidinal ekonomi sonuç merkezli olmaktan uzaklaşır. Yönelimin sürmesi, sonuca ulaşmak kadar değerli hâle gelebilir. Böylece özne yalnızca “ulaşmak” istemez; aynı zamanda belirli bir yönelme biçiminin içinde kalmayı da arzular. Tatmin, erişimin ödülü olmaktan çıkarak yönelimin etkinliğine içkinleşir.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, tamamlanmanın bütünüyle değersizleşmediğidir. Fetişistik nesneye erişim hâlâ güçlü bir tatmin sağlayabilir ve yönelimin sonunda ek bir libidinal boşalım yaratabilir. Fakat bu sonucun değeri artık tek başına belirleyici değildir. Yönelim kendi başına haz taşıdığı için tamamlanma, libidinal sürecin vazgeçilmez koşulu olmaktan çıkar. Dolayısıyla kırılan şey tamamlanmanın kendisi değil, tamamlanma ile tatmin arasındaki zorunlu nedensellik bağıdır.
Tatmin ile tamamlanmanın ayrışması, fetişistik yönelimin neden kendi içinde kapalı bir haz devresine dönüşebildiğini de açıklar. Libido yönelirken haz üretiyor, yönelimin sürmesi bu hazzı yeniden üretiyor ve tamamlanmanın gecikmesi tatmini zorunlu olarak kesmiyorsa, yönelme faaliyeti kendi sürekliliğini libidinal olarak besleyebilir. Yönelim artık yalnızca dışsal hedef tarafından sürdürülmez; kendi haz üretimi de hareketin devamını teşvik eder. Böylece libidinal süreç, hedefe erişmek için yapılan tek yönlü bir hareket olmaktan uzaklaşıp kendi hareketinden enerji üreten bir döngü niteliği kazanır.
Fetişistik yapının ayırt edici eşiği bu nedenle tatminin nesneden bütünüyle kopması değil, tatminin tamamlanmaya bağımlılığının çözülmesidir. Nesne hâlâ yönelimin kuruluşunda ve nihai hazda önem taşır; ancak yönelimin kendisi de libidinal değer kazandığı için libido artık tek bir sonuca mahkûm değildir. Tatmin yönelimin başarıyla bitmesinden değil, yönelmenin gerçekleşmesinden de üretilebilir hâle geldiğinde, tamamlanma zorunlu koşul olmaktan çıkar ve libidinal süreç kendi içinde tatmin taşıyan bir yapıya dönüşür.
2.2. Yönelimin Kendi Libidinal Değerini Üretmesi
Tatminin tamamlanmadan ayrılması, yönelimin yalnızca haz taşıyan bir süreç olmasından daha ileri bir dönüşüm yaratır: yönelim kendi libidinal değerini üretmeye başlar. Başlangıçta yönelimin anlamı ve değeri dışarıdaki nesneden gelir. Libido ayağa yönelir çünkü ayak fetişistik olarak ayrıcalık kazanmıştır; aşağı-yönelim de bu nesnenin bedensel ve sembolik konumundan türemiştir. Fakat aynı yönelim tekrarlandıkça ve mazoşistik ilişkisel konum haz üretmeye başladıkça, yönelim artık yalnızca nesneden ödünç aldığı değerle işlev görmez. Kendi icrası, kendi sürekliliği ve öznenin arzu içindeki konumunu yeniden üretme kapasitesi başlı başına libidinal bir kaynak hâline gelir.
Yönelimin kendi değerini üretmesi, nesne ile yönelim arasındaki ilişkinin tek taraflı olmaktan çıkması anlamına gelir. İlk aşamada nesne yönelime anlam verir; fetişistik nesne olmadan aşağı-yönelim kurulamaz. Ancak yönelim libidinalleştikten sonra tersine bir ilişki de başlar: yönelim, nesnenin değerini yeniden üretir. Ayağa doğru yönelmek haz verdiği ölçüde ayak da bu yönelimi mümkün kılan ayrıcalıklı merkez olarak daha fazla libidinal değer kazanır. Böylece nesne yönelimi, yönelim de nesneyi besleyen karşılıklı bir düzenek oluşur. Fakat bu karşılıklılık içinde yönelim giderek kendi başına işleyen bir haz kaynağı hâline gelir.
Kendi libidinal değerini üretmek, yönelimin yalnızca geçmişte nesneden aldığı anlamı pasif biçimde koruması değildir. Yönelim her tekrarında o anlamı yeniden kurar. Öznenin aşağıya yönelmesi, yalnızca daha önce kurulmuş mazoşistik konumu hatırlatmaz; o konumu yeniden gerçekleştirir. Libidinal değer böylece depolanmış bir özellik gibi değil, icra sırasında sürekli üretilen bir süreç gibi işler. Yönelim sürdükçe tabiiyet yeniden kurulur, ötekinin üstün konumu yeniden belirginleşir ve özne kendi aşağı-konumundan yeniden haz üretir. Bu nedenle yönelimin değeri sabit değil, üretkendir.
Nesneye bağımlı haz ile yönelimsel haz arasındaki ayrım burada daha kesin hâle gelir. Nesnesel haz, belirli bir ayağın görünüşü, teması veya taşıdığı sembolik anlam üzerinden üretilebilir. Yönelimsel haz ise öznenin o nesneye doğru aldığı libidinal biçimden doğar. İlkinde tatminin kaynağı nesnenin özellikleridir; ikincisinde ise öznenin arzulama tarzıdır. İki kaynak birbirini tamamlayabilir, fakat birbirine indirgenemez. Yönelimin kendi değerini üretmesi, tam da bu ikinci kaynağın bağımsızlaşmaya başlamasıdır.
Libidinal değer üretiminin öznenin kendi hareketine taşınması, arzunun yapısında önemli bir dönüşüm yaratır. Özne artık yalnızca dışarıdaki bir nesneyi istemez; belirli bir şekilde istemeyi de ister. Arzunun nesnesi ile arzunun biçimi arasındaki ayrım görünür hâle gelir. Mazoşistik ayak fetişizminde bu biçim aşağı-yönelimdir: özne ayağa yönelmekle kalmaz, arzulanan ötekinin altında konumlanan özne olarak yönelmeyi libidinal olarak değerli bulur. Böylece arzu kendi tarzını da nesneleştirmeye başlar.
Yönelimin kendi değerini üretmesi, libidonun içkin bir geri besleme mekanizması kurmasına imkân verir. Yönelim haz üretir; üretilen haz aynı yönelimin tekrarını değerli kılar; tekrar ise yönelimin libidinal anlamını daha da güçlendirir. Nesne hâlâ süreci başlatan ve yönü belirleyen merkezdir, fakat yönelim giderek kendi tekrarını motive edebilecek bir kapasite kazanır. Fetişistik davranışın sürekliliği açısından önemli olan da budur: özne yalnızca nesneyi tekrar aramaz, nesneye belirli biçimde yönelmenin kendisini de tekrar üretir.
Yönelimin libidinal değeri güçlendikçe tekil nesnenin belirleyiciliği göreli olarak azalabilir. Burada nesnenin ortadan kalkması veya önemsizleşmesi söz konusu değildir; daha çok libidinal değerin tek bir kaynaktan çoğul kaynaklara dağılması gerçekleşir. Başlangıçta bütün değer nesneye bağlıyken, yönelim giderek kendi başına ikinci bir merkez oluşturur. Böylece libido hem dışsal nesneden hem kendi hareket biçiminden beslenebilir. Fetişistik yapının özerkleşme kapasitesi tam da bu çift merkezlilik sayesinde ortaya çıkar.
Kendi değerini üreten yönelim, anlamını da giderek nesneden bağımsızlaştırmaya başlar. Aşağıya yönelmek artık yalnızca “ayağa doğru gitmek” demek değildir; öznenin tabiiyetini, ötekinin üstünlüğünü ve aralarındaki asimetrik ilişkiyi kendi biçimi içinde taşır. Yönelim, başlangıçta nesneden aldığı sembolik içeriği kendi hareketine yerleştirir. Böylece aynı libidinal şema, tekil nesnenin varlığından bağımsız olarak zihinsel veya imgesel düzeyde yeniden kurulabilir. Nesne ilk anlamın kaynağıdır; fakat yönelim bu anlamı içselleştirerek yeniden üretme kapasitesi kazanır.
Burada “özerklik” henüz nesneden mutlak kopuş anlamına gelmez. Yönelimin kendi değerini üretmesi, nesneyle tarihsel ve mantıksal bağının silinmesi değil, o bağın artık tek yönlü olmaktan çıkmasıdır. Nesne yönelimi kurmuştur; fakat yönelim bir kez libidinalleştikten sonra kendi hazzını ve anlamını üretmeye başlayabilir. Böylece libidinal ekonomi dışarıdan bütünüyle belirlenen bir yapı olmaktan uzaklaşır ve kendi hareketinden değer çıkarabilen bir sisteme dönüşür. Yönelimin özerkleşmesinin ilk gerçek göstergesi de burada bulunur: libido, yalnızca nesnenin verdiği değeri takip etmek yerine, kendi yönelme biçimini tekrar ederek o biçime özgü libidinal değeri bizzat üretmeye başlar.
2.3. Mazoşistik Aidiyetten Yönelimsel Özerkliğe Geçiş
Mazoşistik fetişistik yapı ilk bakışta bütünüyle aidiyete dayalı görünür. Öznenin libidinal konumu, arzulanan öteki karşısında aşağıya yerleşmesiyle tanımlandığı için yönelimin anlamı başlangıçta açık biçimde dışsal bir referansa bağlıdır. Aşağıda olabilmek için yukarıda konumlandırılmış bir ötekinin bulunması gerekir; tabiiyetin anlamı da ancak tabi olunan bir karşı kutup sayesinde kurulabilir. Bu nedenle mazoşistik yönelimin ilk formu özerk değil, ilişkisel olarak bağımlıdır. Öznenin kendisini aşağıda kurması, kendi başına var olan bir hareket değil, arzulanan ötekinin konumu üzerinden anlam kazanan bir libidinal aidiyet biçimidir.
Aidiyet burada yalnızca psikolojik bağlılık anlamına gelmez. Daha temel düzeyde, yönelimin anlamının başka bir varlığa referansla kurulması söz konusudur. Aşağı-yönelim, arzulanan öteki olmaksızın başlangıçta tanımsızdır; çünkü aşağılık tek başına değil, bir üst konuma göre belirlenir. Öznenin libidinal pozisyonu bu nedenle ötekinin varlığı tarafından sınırlandırılır ve biçimlendirilir. Mazoşistik yönelim, kendisini ilk kez bu asimetrik ilişki içerisinde tanır: öteki yukarıdadır, özne aşağıdadır ve aralarındaki mesafe libidinal anlam taşır.
Fakat yönelimin kendi başına tatmin üretmeye başlamasıyla birlikte aidiyet ile anlam arasındaki zorunlu bağ çözülmeye başlar. Aşağı-yönelim başlangıçta yalnızca belirli bir ötekinin karşısındaki konumu ifade ederken, tekrarlandıkça ve kendi libidinal değerini ürettikçe tekil ilişkinin sınırlarını aşabilecek bir biçim kazanır. Yönelimin taşıdığı haz artık yalnızca “şu kişinin altında olma” durumundan değil, aşağı-yönelimin kendisinin icrasından doğmaya başlar. Böylece yönelim, belirli bir nesneye ait olmaktan çıkarak kendi biçimini koruyabilen bir libidinal yapı hâline gelir.
Buradaki dönüşüm paradoksaldır. Mazoşistik yönelimin özerkleşebilmesi için önce bağımlı olması gerekir. Kendi başına ortaya çıkmayan yönelim, ancak bir ötekiyle kurduğu aidiyet ilişkisi içinde biçim kazanır; fakat aynı ilişki yeterince libidinalleştiğinde yönelim, kendisini kuran tekil aidiyetten göreli biçimde ayrılabilir. Dolayısıyla bağımlılık ile özgürlük birbirinin dışlayan karşıtları olarak değil, aynı sürecin ardışık aşamaları olarak düşünülmelidir. Yönelim önce ötekinin konumu sayesinde belirlenir, ardından o konumdan aldığı anlamı kendi hareketine yerleştirir ve giderek bu anlamı tek başına yeniden üretebilir.
Mazoşistik aidiyetin kendi karşıtını üretmesi tam da bu mekanizma sayesinde mümkün olur. Öznenin ötekinin altında konumlanması başlangıçta açık bir bağımlılık biçimidir; fakat aşağı-konumun kendisi haz üretmeye başladığında libidinal değer artık yalnızca ötekinin varlığında bulunmaz. Öznenin yönelme tarzı da aynı değeri taşımaya başlar. Böylece aidiyetin içinden, aidiyete bütünüyle indirgenemeyen bir libidinal kapasite doğar. Özneyi dışsal nesneye bağlayan hareket, kendi tekrarını ve kendi tatminini üretme gücü kazandıkça görece bağımsız bir yapıya dönüşür.
Yönelimsel özerklik bu açıdan nesnenin tamamen terk edilmesi anlamına gelmez. Daha doğru ifade, yönelimin anlamının ve tatmininin tekil nesne tarafından tamamen belirlenmek zorunda olmaktan çıkmasıdır. Aşağı-yönelim bir kez libidinal biçim kazandığında, farklı nesneler karşısında yeniden kurulabilir veya tekil nesne ortadan kalksa bile zihinsel düzeyde korunabilir. Özerklik, nesnesizlik değil; yönelimin kendi yapısını farklı bağlamlarda sürdürebilme kapasitesidir. Dolayısıyla burada mutlak bağımsızlık değil, kaynakla bağını koruyan fakat kaynağa indirgenemeyen bir libidinal ayrışma söz konusudur.
Aidiyetten özerkliğe geçişin bir başka sonucu, öznenin arzusunun yönünü artık yalnızca dışarıdan almamasıdır. Başlangıçta fetiş nesnesi aşağı-yönelimi belirlerken, zamanla özne bu yönelimi kendi libidinal örgütlenmesinin parçası hâline getirir. Yönelimin tekrar üretimi için her defasında aynı nesnenin dışarıdan çağrılması gerekmez; libido kendi içinde daha önce kurulmuş yönelme biçimini yeniden etkinleştirebilir. Böylece dışsal ilişki içsel bir yönelim şemasına dönüşür. Nesne, yönelimi kuran ilk merkez olmayı sürdürür; fakat yönelimin devamlılığı artık yalnızca nesnenin fiilî mevcudiyetine bağlı değildir.
Özgürlük kavramının burada klasik anlamıyla kullanılmaması gerekir. Yönelimsel özerklik, hiçbir bağın kalmaması veya libidonun sınırsız hâle gelmesi demek değildir. Aksine yönelim, belirli bir ilişkisel yapıdan doğmuş olmasının izini taşımaya devam eder. Fakat artık o yapının tekil nesnesine bütünüyle mahkûm değildir. Mazoşistik aşağı-yönelim, başlangıçta arzulanan ötekinin hiyerarşik konumuna bağımlıyken, giderek kendi tatminini üreten ve kendi biçimini sürdüren bir libidinal devreye dönüşebilir. Özerklik tam olarak burada, kökenin inkârında değil, köken tarafından tamamen tüketilememekte yatar.
Dolayısıyla mazoşistik aidiyet ile yönelimsel özerklik arasında doğrusal bir karşıtlık değil, üretici bir ilişki vardır. Aidiyet yönelimi kurar; yönelim libidinalleştikçe kendi değerini üretir; kendi değerini ürettikçe tekil aidiyete olan zorunlu bağı gevşetir. Böylece öznenin ötekinin altında konumlanmasından doğan yapı, giderek yalnızca o ötekine ait olmayan bir haz biçimine dönüşür. Mazoşistik yönelimin paradoksu tam da burada yoğunlaşır: özneyi bir başkasına bağlayan tabiiyet, yönelimin kendi üzerinde libidinal olarak kapanabildiği ölçüde, aynı yönelimin o tekil aidiyetten göreli biçimde bağımsızlaşmasının koşulunu üretir.
2.4. Fetiş Nesnesinin Özerkleşmenin Zorunlu Koşulu Olması
Yönelimin kendi libidinal değerini üretmeye başlaması, fetiş nesnesinin artık gereksiz olduğu anlamına gelmez. Tam tersine, yönelimin özerkleşebilmesi için önce belirli bir nesne aracılığıyla kurulmuş olması gerekir. Yönelim kavramı kendi yapısı gereği ilişkisel bir başlangıç taşır: yönelmek, bir şeye yönelmektir. Nesnesiz bir yönelim, henüz belirlenmemiş bir kapasite olarak düşünülebilir; fakat fiilî libidinal yönelim hâline gelebilmesi için dışarıda veya zihinsel düzeyde belirli bir hedefe bağlanması gerekir. Fetiş nesnesi bu nedenle yalnızca tatmin sağlayan bir hedef değil, yönelimin varlık kazanmasının kurucu koşuludur.
Ayak fetişizmi örneğinde bu mantık açık biçimde görülebilir. Aşağı-yönelim kendiliğinden oluşmaz; önce bedenin belirli bir parçası, yani ayak, libidinal olarak ayrıcalık kazanır. Ayağın bedensel konumu sembolik aşağılığa çevrilir, ardından özne bu nesne aracılığıyla kendisini arzulanan ötekinin altında kurar. Dolayısıyla yönelimin biçimi nesne tarafından açılmıştır. Aşağı-yönelim, ayağın varlığından bağımsız olarak başlangıçta mevcut değildir; ayağın kısmi nesne hâline gelmesi yönelimin geometrisini mümkün kılar.
Fetiş nesnesinin kurucu rolü ile yönelimsel özerklik arasında görünürde bir gerilim vardır. Bir tarafta nesne zorunludur; diğer tarafta yönelim zamanla nesneden bağımsızlaşabilir. Fakat bu iki önerme birbirini dışlamaz. Özerkleşme, zaten bağımlılıktan çıkan bir kavramdır. Daha önce hiçbir şeye bağlı olmayan bir yapı “bağımsızlaşmış” sayılamaz; yalnızca baştan bağımsızdır. Yönelimsel özerklikten söz edilebilmesi için önce yönelimin belirli bir nesne tarafından kurulmuş, biçimlendirilmiş ve libidinal olarak belirlenmiş olması gerekir. Kopuş, ancak önceki bağ sayesinde anlam kazanır.
Bu nedenle fetiş nesnesi özerkliğin karşıtı değil, onun önkoşuludur. Nesne yönelimin hareket alanını ilk kez belirler, ona sembolik içerik sağlar ve yönelme biçiminin libidinalleşmesini mümkün kılar. Yönelim daha sonra kendi tatminini üretmeye başladığında nesnenin belirleyiciliği azalabilir; fakat bu azalma nesnenin kurucu işlevini geriye dönük olarak ortadan kaldırmaz. Yönelim, bağımsızlaştığı şeyi kendi geçmişinde taşır. Kendi biçimini koruyabilmesi, daha önce nesne aracılığıyla belirli bir forma kavuşmuş olmasına dayanır.
Bağımsızlaşmanın kavramsal yapısı burada özellikle önemlidir. Kopmak için bağlanmış olmak, ayrışmak için önce bir birlik kurmuş olmak, özerkleşmek için de daha önce başka bir merkez tarafından belirlenmiş olmak gerekir. Fetişistik libido bu nedenle nesneyle ilişkisini yalnızca “haz almak için bağlanma” olarak kurmaz. Nesne aynı zamanda yönelimin kendi yapısını kazanacağı ilk yüzeydir. Libido nesneye yönelirken bir hareket biçimi geliştirir; bu hareket biçimi tekrarlandıkça libidinal değer kazanır; değer kazandıkça tekil nesnenin ötesine taşabilecek kapasiteye ulaşır.
Nesnenin zorunlu oluşu ile yönelimin bağımsızlaşması arasındaki ilişkiyi süreçsel düşünmek gerekir. İlk aşamada libido bir nesneye bağlanır. İkinci aşamada bu bağ, belirli bir yönelim biçimi üretir. Üçüncü aşamada yönelimin kendisi haz taşımaya başlar. Son aşamada ise yönelim, başlangıçtaki nesneden aldığı libidinal yapıyı kendi üzerinde yeniden üretebildiği ölçüde göreli özerklik kazanır. Burada hiçbir aşama diğerinin yerine geçmez; her biri sonraki aşamanın koşuludur. Nesne olmadan yönelim kurulamaz, yönelim kurulmadan libidinalleşemez, libidinalleşmeden de bağımsızlaşamaz.
Fetiş nesnesinin önemini yalnızca başlangıç aşamasına indirgemek de eksik olur. Nesne, yönelim özerkleştikten sonra bile tarihsel ve yapısal referans noktası olarak işlev görebilir. Aşağı-yönelimin neden belirli bir biçimde kurulduğu, hangi ilişkisel anlamı taşıdığı ve hangi libidinal konumu yeniden ürettiği, ilk fetişistik bağlanmanın izlerini taşır. Özerkleşmiş yönelim kökensiz değildir; kendi kurucu nesnesinin semantik izini içinde taşır. Bu nedenle bağımsızlaşma mutlak kopuş değil, belirlenimin azaltılmasıdır.
Libidonun nesneyle kurduğu ilk bağ böylece yalnızca dışsal bir bağımlılık olarak yorumlanamaz. Aynı bağ, yönelimin kendi yapısını kazanmasına imkân verdiği için üretici bir işleve sahiptir. Fetiş nesnesi libidoyu sınırlar, fakat aynı anda ona belirli bir yön verir; bu yön tekrarlandıkça kendi tatminini üreten bir form kazanır. Dolayısıyla bağımlılık burada yalnızca kısıtlama değil, biçim üretme koşuludur. Yönelim, tam da bu biçim sayesinde daha sonra kendi başına sürdürülebilir hâle gelebilir.
Fetişistik yapının paradoksu böylece daha kesin hâle gelir. Libido, bağımsız bir tatmin kapasitesine ulaşabilmek için önce bağımlı bir ilişkiye girmek zorundadır. Nesneye bağlanmadan yönelim oluşamaz; yönelim oluşmadan kendi libidinal değerini üretemez; kendi değerini üretmeden de nesnenin belirleyiciliğini aşamaz. Fetiş nesnesi bu nedenle libidonun terk etmesi gereken basit bir engel değil, yönelimsel özerkliğin kurulduğu zorunlu başlangıç noktasıdır: libido nesneye yalnızca onda tatmin olmak için değil, nesne aracılığıyla kendi yönelim biçimini kurup daha sonra o biçimi nesnenin ötesinde sürdürebilmek için de bağlanır.
2.5. Bağlanma, Kuruluş ve Kopuş: Libidonun Özerkleşme Zinciri
Libidinal yönelimin özerkleşmesi tek bir anda gerçekleşen kopuş olarak değil, birbirini zorunlu kılan aşamalardan oluşan bir süreç olarak düşünülmelidir. Fetişistik yapı içinde libido önce belirli bir nesneye bağlanır, ardından bu bağ üzerinden kendisine özgü bir yönelim biçimi kurar, yönelim tekrarlandıkça kendi libidinal değerini üretmeye başlar ve ancak bundan sonra tekil nesnenin belirleyiciliğinden göreli biçimde uzaklaşabilir. Dolayısıyla özerklik, başlangıçtaki bağımlılığın ortadan kaldırılması değil, bağımlılık içinde kurulmuş bir formun kendi başına işleyebilir hâle gelmesidir. Bağlanma burada geçici bir engel değil, kopuşun mantıksal zemini olur.
İlk aşama nesneye bağlanmadır. Libido belirli bir fetiş nesnesine yönelmeden önce yalnızca genel bir yönelim kapasitesi olarak düşünülebilir; fakat fiilî biçimini ancak somut bir nesne üzerinden kazanır. Ayak fetişizminde bu nesne ayağın kendisidir. Ayağın ayrıcalıklı hâle gelmesi, libidonun bütünsel arzu içinden belirli bir parçayı seçmesini sağlar ve yönelimin geometrisi de bu seçim üzerinden şekillenir. Nesne yalnızca tatminin hedefini vermez; yönelimin hangi doğrultuda kurulacağını, hangi sembolik içeriği taşıyacağını ve öznenin öteki karşısında hangi konumu alacağını da belirler.
İkinci aşamada bağlanma, salt nesnesel çekim olmaktan çıkarak belirli bir yönelim formu üretir. Libido yalnızca ayağı istemez; ayağa doğru belirli biçimde yönelmeyi de öğrenir. Anatomik aşağılık sembolik aşağılığa çevrildiğinde, yönelim mazoşistik bir ilişkisel anlam kazanır. Böylece nesne ile yönelim arasında bir ayrışma başlar. Nesne ayağın kendisidir; yönelim ise öznenin kendisini arzulanan ötekinin altında kuran aşağı-konumlanma hareketidir. İlk başta bu iki unsur neredeyse bütünüyle birbirine bağlıdır; fakat kavramsal olarak ayrılabilir hâle gelmeleri, sonraki özerkleşmenin koşulunu yaratır.
Üçüncü aşamada yönelim libidinalleşir. Öznenin aşağı-konumlanması artık yalnızca nesneye ulaşmanın yöntemi değildir; yönelimin kendisi haz üretmeye başlar. Burada kritik dönüşüm, libidonun ilk kez kendi hareket biçiminden değer çıkarmasıdır. Nesne hâlâ önemlidir, fakat tatminin tamamı nesnede toplanmaz. Yönelimin icrası, öznenin kendi libidinal konumunu yeniden üretmesi ve bu konumun sürdürülmesi ayrı bir haz kaynağı oluşturur. Böylece nesnenin başlattığı süreç, giderek kendi iç dinamiğini kazanmaya başlar.
Dördüncü aşamada yönelim kendi libidinal değerini tekrar yoluyla güçlendirir. Her yeniden kuruluş, aşağı-yönelimi yalnızca tekrarlamaz; onun haz üretme kapasitesini de yeniden doğrular. Yönelim haz üretir, haz yönelimin tekrarını değerli kılar, tekrar da yönelimin biçimini daha belirgin hâle getirir. Böylece fetişistik yapı içsel bir geri besleme mekanizması kazanır. Nesne hâlâ başlangıç referansıdır, ancak yönelimin devamlılığı artık yalnızca nesnenin dışarıdan sağladığı uyarıma bağlı değildir. Yönelimin kendi libidinal üretkenliği, sürecin sürmesini destekler.
Kopuş tam da bu noktada mümkün hâle gelir. Yönelim nesneden aldığı ilk anlamı kendi üzerinde yeniden üretebildiği ölçüde, tekil nesneye olan zorunlu bağı gevşer. Buradaki kopuş mutlak değildir; yönelim kökenini silmez ve fetiş nesnesinin izini taşımaya devam eder. Fakat artık yalnızca o tekil nesnenin fiilî varlığı sayesinde anlamlı veya tatmin edici olmak zorunda değildir. Nesne yönelimi kurmuştur, fakat yönelim kurulduktan ve libidinal değer kazandıktan sonra kendi sürekliliğini belli ölçüde bağımsız biçimde sürdürebilir.
Bağlanma ile kopuş arasındaki ilişkiyi karşıtlık olarak görmek bu nedenle yanıltıcıdır. Bağlanma, kopuşun zıddı değil, onun öncesidir. Bir yönelim belirli bir nesne tarafından biçimlendirilmeden o nesneden özerkleşemez; çünkü özerkleşecek belirli bir form henüz oluşmamıştır. Aynı şekilde, hiçbir zaman bağımlı olmamış bir yapının bağımsızlaşmasından söz etmek kavramsal olarak anlamsızdır. Özerklik, ancak önceki belirlenimin aşılmasıyla anlam kazanır. Fetişistik libidinal yapı da tam olarak bu ardışıklık üzerinden işler.
Kuruluş aşaması bu zincirin merkezinde yer alır. Bağlanma ile kopuş arasında basit bir geçiş yoktur; arada yönelimin kendi formunu oluşturması gerekir. Eğer libido yalnızca nesneye bağlanıp daha sonra nesneden uzaklaşsaydı, geriye sürdürülebilecek bir yönelim yapısı kalmazdı. Kopuşun üretici olabilmesi için bağlılık döneminde belirli bir arzu biçiminin kurulmuş olması gerekir. Fetiş nesnesi bu nedenle yalnızca bağımlılığın kaynağı değildir; özerkleşebilecek formun üretildiği yüzeydir.
Yönelimin form kazanması, bağımsızlaşmanın neden nesnesizlikle özdeş tutulamayacağını da açıklar. Özerkleşen şey libidonun bütün bağlardan kurtulması değil, belirli bir nesne üzerinden kurulmuş hareket biçiminin tekil referansını aşabilmesidir. Libido hâlâ yönelir, hâlâ belirli sembolik izleri taşır ve hâlâ önceki bağlanmanın ürettiği yapıya göre işler. Ancak artık tatminin tamamı tekil nesnenin varlığına bağlı değildir. Özerklik, libidinal yönelimin kendi üretim koşullarını kısmen içselleştirmesidir.
Sürecin bütünü böylece bağlanma → yönelimin kurulması → yönelimin libidinalleşmesi → kendi değerini üretmesi → tekil nesneden göreli kopuş biçiminde okunabilir. Her aşama bir öncekine dayanır ve hiçbir halka atlanamaz. Bağlanma olmadan yönelim kurulmaz; yönelim kurulmadan libidinalleşmez; libidinalleşmeden kendi değerini üretmez; kendi değerini üretmeden de nesneden göreli bağımsızlaşamaz. Özerklik, en baştan sahip olunan bir özellik değil, bağımlı bir yapının kendi işleyişini içselleştirerek kazandığı sonuçtur.
2.6. “Libido Kopabilmek İçin Önce Bağlanır” İlkesi
Fetişistik libidinal yapının bütün mantığı tek bir ilke içinde yoğunlaştırılabilir: libido kopabilmek için önce bağlanır. Bu ifade yalnızca kronolojik bir sıra bildirmez; özerkleşmenin kavramsal koşulunu tanımlar. Kopuş, önceden kurulmuş bir ilişkinin çözülmesini gerektirir. Bağımsızlaşma, daha önce var olan bir bağımlılığın aşılmasıdır. Dolayısıyla fetiş nesnesine yönelik ilk bağlanma, sonradan kurulacak özerkliğin karşıtı değil, onun zorunlu başlangıç biçimidir.
Libido tekil nesneden bağımsız bir yönelim kapasitesi taşıyabilir; fakat bu kapasite soyut hâlde kaldığı sürece belirli bir libidinal yönelim olarak varlık kazanmaz. Yönelim, nesneyle ilişkiye girdiği anda biçimlenir. Fetiş nesnesi libidoya yön, içerik ve ilişkisel konum verir. Ayağa bağlanan libido, yalnızca bir nesne seçmiş olmaz; aşağı-yönelimin biçimini, mazoşistik tabiiyetin semantiğini ve öznenin arzulanan öteki karşısındaki pozisyonunu da bu bağ üzerinden kurar.
Bağlanmanın üretici niteliği burada belirgindir. Nesneye bağımlılık libidoyu yalnızca sınırlandırmaz; aynı zamanda ona belirli bir form kazandırır. Sınırsız yönelim kapasitesi, nesneye bağlandığında somut bir yönelim hâline gelir. Başlangıçtaki bağımlılık olmadan daha sonra bağımsızlaşabilecek bir yapı da oluşmaz. Bu nedenle fetiş nesnesi, libidinal özgürlüğü geciktiren dışsal bir engel değil, özgürleşebilecek biçimi üreten kurucu araçtır.
Kopuş ise bağın bütünüyle silinmesi anlamına gelmez. Libidinal yönelim nesneden göreli biçimde bağımsızlaşırken onun üzerinden edindiği biçimi kendi içinde taşımaya devam eder. Aşağı-yönelim, kökenindeki ayağın anatomik ve sembolik konumunun izini korur; fakat artık anlamını her seferinde tekil nesneden yeniden almak zorunda değildir. Yönelim, ilk bağlanmanın ürettiği yapıyı içselleştirmiştir. Bu nedenle kopuş, kökensizlik değil, kökenin içkinleştirilmesidir.
“Önce bağlanma” ilkesi aynı zamanda fetişistik tatminin neden paradoksal bir özgürlük alanı yaratabildiğini açıklar. Özneyi başlangıçta belirli bir ötekine bağlayan yönelim, yeterince libidinalleştiğinde kendi tatminini üretmeye başlar. Bağımlılığın içinde oluşturulan biçim, zamanla bağımlılığın tekil nesnesini aşar. Böylece bağlılık kendi karşıtını doğurur: libidoyu nesneye sabitleyen yapı, aynı zamanda libidonun nesneden göreli olarak kopabilmesini sağlayacak içsel organizasyonu üretir.
Burada özgürlük, bağın yokluğu değildir; bağın artık tatminin tek belirleyicisi olmamasıdır. Libido belirli bir nesne üzerinden yönelim kazanır, fakat yönelim kendi libidinal değerini ürettikçe nesnenin zorunlu hâkimiyeti azalır. Böylece bağımlılık tamamen ortadan kaldırılmadan sınırlandırılır. Özerklik, nesneyle ilişkinin sıfırlanmasında değil, ilişkinin tek yönlü belirleyiciliğinin kırılmasında ortaya çıkar.
Aynı ilke tatmin ile tamamlanma ayrımını da içerir. Libido nesneye bağlanarak başlangıçta tamamlanmaya yönelir; ancak yönelim libidinalleştiğinde tatmin artık yalnızca tamamlanmadan gelmez. Nesneye erişmeden önce de yönelimin kendisinden haz üretilebilir. Böylece bağlanma, yalnızca hedefe ulaşmanın zorunlu koşulu olmaktan çıkar ve kendi içinde tatmin üretebilen bir hareket biçimi yaratır. Libido nesneye bağlanırken, aynı anda gelecekte nesneden göreli olarak bağımsızlaşabileceği içsel yapıyı kurar.
İlkenin asıl gücü, bağımlılık ile özerklik arasındaki ilişkiyi sıfır toplamlı olmaktan çıkarmasında yatar. Bağımlılık arttıkça özgürlük zorunlu olarak azalmaz; belirli türden bağımlılık, özerkleşmenin formunu üretebilir. Fetişistik bağlanma bu anlamda yalnızca nesneye kapanma değildir. Nesne, yönelimin kendi tatmin kapasitesini keşfettiği başlangıç yüzeyine dönüşür. Libidonun nesneyle ilişkisi önce heteronom bir biçim alır, fakat bu heteronomi kendi içinde tekrarlandıkça yönelimin özerk libidinal değerini yaratabilir.
Kopabilmek için bağlanmak gerektiği düşüncesi, fetiş nesnesinin statüsünü de yeniden tanımlar. Nesne ne yalnızca haz kaynağıdır ne de aşılması gereken bir bağımlılık noktasıdır. Daha temel olarak, yönelimin belirli bir biçim kazanmasını mümkün kılan kurucu koşuldur. Libido nesne aracılığıyla kendi yönelme tarzını keşfeder; yönelme tarzı tekrarlandıkça libidinalleşir; libidinalleşen yönelim ise nesnenin mutlak belirleyiciliğini sınırlar. Nesnenin işlevi böylece başlangıçtaki hedef olmaktan, özerkleşmenin mümkünlük koşulu olmaya doğru genişler.
Sonuç olarak “libido kopabilmek için önce bağlanır” ilkesi, fetişistik yönelimin bütün iç mantığını tek bir yoğun formülde toplar. Bağlanma biçimi üretir; biçim tekrar yoluyla libidinal değer kazanır; libidinal değer yönelimi kendi üzerinde taşıyabilir hâle getirir; yönelim kendi kendisini taşıyabildiği ölçüde de tekil nesnenin zorunlu hâkimiyetinden kopar. Özerklik burada bağımlılığın yok edilmesi değil, bağımlılığın kendi içinden aşılabilir bir yönelim formu üretmesidir.
3. Nesneyi Aşan Fetişistik Tatmin
3.1. Libidonun Tekil Nesneden Bağımsız Yönelim Kapasitesi
Libido, fiilî hâle gelebilmek için belirli bir nesneye yönelmek zorunda olsa da yapısal olarak o tekil nesneyle özdeş değildir. Belirli bir ayağa, bedene veya kişiye yönelen libido, yönelim kapasitesinin yalnızca tek bir gerçekleşme biçimini üretir; yönelimselliğin kendisi ise söz konusu nesneden daha geniştir. Tekil nesne, libidonun yönelme kapasitesini somutlaştırır fakat tüketmez. Aynı libido başka nesnelere, başka bedenlere ve başka ilişkisel biçimlere de yönelebilir. Bu nedenle libidonun nesneyle bağı, libidonun varlığını değil, onun belirli bir anda aldığı yönü belirler. Fetişistik yapı içinde önem kazanan nokta da tam olarak bu ayrımdır: libido nesneye ihtiyaç duyar, fakat kendi yönelim kapasitesi bakımından tekil nesneden daha geniş bir mümkünlük alanına sahiptir.
Tekil nesne ile yönelim kapasitesi arasındaki fark ilk aşamada görünür değildir. Libido belirli bir fetiş nesnesine bağlandığında bütün tatmin o nesneden kaynaklanıyormuş gibi görünebilir. Ayak arzulanan nesnedir, aşağı-yönelim de ayağa doğru kurulmuştur; dolayısıyla nesne ile yönelim arasında güçlü bir örtüşme vardır. Ancak yönelimin kendisi libidinal değer kazandıkça bu örtüşme çözülmeye başlar. Öznenin haz aldığı şey yalnızca ayağın özellikleri değildir; ayağa doğru yönelme biçimi, aşağı-konumlanma ve bu konumun taşıdığı mazoşistik anlam da tatmin üretir. Nesnenin libidinal değeri ile yönelimin libidinal değeri ayrıştırılabildiği anda, yönelimin tekil nesneden daha geniş bir kapasite olduğu da görünür hâle gelir.
Yönelimselliğin genişliği, libidonun bütün olası nesneleri fiilen aynı anda arzuladığı anlamına gelmez. Daha kesin olarak, libido tek bir nesne tarafından ontolojik olarak kapatılmayan bir yönelme kapasitesidir. Bir nesneye bağlanmış olması, başka yönelim ihtimallerinin ilkece ortadan kalktığı anlamına gelmez. Tekil nesne aktüel yönelimi belirler; fakat libidonun yönelimselliği, farklı nesnelere bağlanabilme potansiyelini taşımayı sürdürür. Fetişistik yapının sağladığı özgül dönüşüm, bu genel kapasitenin kendi hareket biçiminden haz üretmeye başlamasıdır. Tatmin böylece yalnızca belirli bir aktüel nesnenin özelliklerine değil, nesnelere yönelmeyi mümkün kılan daha genel libidinal işleyişe doğru genişler.
Buradaki “nesneden bağımsızlık” mutlak nesnesizlik anlamına gelmemelidir. Libido fiilî yönelim olarak nesnesiz kalamaz; yönelimin kavramsal yapısı bir hedefi gerektirir. Bağımsızlık daha çok tekil nesnenin libidinal değerin tek taşıyıcısı olma konumunun kırılmasıdır. Yönelim kendi başına tatmin üretmeye başladığında, libido artık yalnızca “şu nesne bana haz veriyor” biçiminde işlemez; “bu nesneye belirli biçimde yönelmek de haz veriyor” düzeyine geçer. Böylece nesne libidinal sürecin bir kutbu olarak varlığını sürdürürken, diğer kutupta libidonun kendi yönelme kapasitesi ayrı bir değer kazanır.
Tekil nesneyi aşan kapasite, yönelimin kendi anlamını taşıyabilmesiyle daha da belirginleşir. Aşağı-yönelim başlangıçta ayağın bedensel konumundan ve arzulanan öteki karşısındaki mazoşistik ilişkiden türemiştir. Fakat yönelim tekrar yoluyla kendi libidinal değerini oluşturduğunda, taşıdığı anlam her seferinde tek bir ayağın varlığından yeniden üretilmek zorunda kalmaz. Aşağıya yönelmenin kendisi tabiiyet, kendini küçültme veya ötekinin üstünlüğünü kabul etme gibi ilişkisel anlamları taşıyabilir. Böylece libidonun hareket biçimi, tekil nesneden aldığı içeriği kendi üzerinde yeniden kurabilecek kapasiteye ulaşır.
Yönelimin tekil nesneyi aşabilmesi, libidonun mümkünlük yapısını da önemli hâle getirir. Fiilî arzu her zaman belirli bir nesneye yönelmiş olsa bile, libidinal kapasite o nesnenin sınırlarından daha geniştir. Tekil nesne, mümkün yönelimlerden yalnızca birinin gerçekleşmiş hâlidir. Yönelimin kendisi libidinalleştiğinde, haz artık yalnızca gerçekleşmiş nesnenin özel niteliklerine bağlı olmadığı için libidonun potansiyel alanıyla daha yakın bir ilişki kurar. Öznenin tatmini, belirli bir nesnenin özellikleri tarafından tamamen belirlenmek yerine, belirli bir yönelim biçimini farklı bağlamlarda yeniden kurabilme kapasitesinden de beslenebilir.
Buradaki aşma hareketi nesnenin değersizleştirilmesini gerektirmez. Aksine fetiş nesnesi olmadan yönelim ilk biçimini kazanamazdı. Nesne, yönelimin mümkünlük alanını aktüelleştiren başlangıç noktasıdır. Fakat aktüelleşmiş biçim kendi libidinal değerini ürettiğinde, onu ortaya çıkaran tekil koşullardan daha geniş bir işleyişe kavuşabilir. Tıpkı belirli bir deneyimin daha genel bir davranış şeması üretmesi gibi, tekil fetiş nesnesi de kendisini aşabilen bir yönelim şemasının kurulmasını sağlar. Nesne böylece hem sınır hem açılım noktası hâline gelir.
Libidonun tekil nesneden bağımsız yönelim kapasitesinin en önemli sonucu, tatminin kaynağının genişlemesidir. Nesneye bağlı tatmin zorunlu olarak belirli bir şeyin özellikleriyle sınırlıdır: belirli bir beden, belirli bir parça, belirli bir duyusal nitelik. Yönelimsel tatmin ise söz konusu özelliklerin ötesinde, libidonun kendi hareket tarzıyla ilişkilidir. Öznenin aşağı-konumlanması yalnızca belirli bir ayağın varlığı nedeniyle değil, aşağı-yönelimin kendisinin taşıdığı libidinal anlam sayesinde haz üretebilir. Böylece tatmin, tekil nesnenin sınırlarını aşarak yönelimselliğin daha genel düzlemine taşınır.
Yönelim kapasitesinin tekil nesneden daha geniş oluşu, fetişistik tatminin neden kendisini yalnızca bir nesneye erişim anında tüketmek zorunda olmadığını da açıklar. Nesneye ulaşmak belirli bir tatmin yaratır; fakat yönelimin kendisi haz taşıdığı için libidinal süreç nesnenin sınırlarından daha uzun süre devam edebilir. Yönelim, farklı imgeler, farklı bağlamlar veya farklı nesneler üzerinden yeniden kurulabilir ve aynı ilişkisel formu koruyabilir. Tekil nesne değişse bile yönelim biçiminin sürekliliği korunabilir. Böylece fetişistik tatmin, nesnenin değişmezliğinden çok yönelimin yapısal sürekliliğine dayanabilecek bir kapasite kazanır.
Libidonun nesneden daha geniş oluşunu en yoğun biçimde şöyle ifade etmek mümkündür: nesne yönelimi belirler fakat yönelimselliği tüketmez. Fetişistik yapı, bu farkı libidinal düzeyde görünür hâle getirir. Yönelim bir kez kendi tatminini üretmeye başladığında, libidonun değeri yalnızca tekil nesnede değil, farklı nesnelere bağlanmayı ve belirli ilişkisel biçimleri yeniden kurmayı mümkün kılan yönelme kapasitesinde de toplanır. Tekil fetiş nesnesi libidonun yönünü aktüelleştirir; fakat libidonun yönelimselliği, o tekil aktüelleşmenin ötesinde, farklı nesnelere açılabilen ve kendi hareketinden libidinal değer üretebilen daha geniş bir kapasite olarak varlığını sürdürür.
3.2. Nesnesel Tatminden Yönelimsel Tatmine Geçiş
Fetişistik libidinal yapının temel dönüşümlerinden biri, tatminin tekil nesnenin özelliklerinden giderek yönelimin kendi biçimine taşınmasıdır. Başlangıçta nesnesel tatmin belirleyicidir: libido ayağa yönelir ve haz, ayağın kendisinden, onun görünüşünden, temasından veya taşıdığı sembolik anlamdan üretilir. Yönelimin işlevi nesneye ulaşmaktır. Ancak mazoşistik aşağı-yönelim kendi başına libidinal değer kazandığında, tatminin merkezi değişmeye başlar. Öznenin arzulanan öteki karşısında aşağıya yerleşmesi, nesnenin verdiği hazdan ayrı fakat onun üzerinden kurulmuş ikinci bir tatmin biçimi oluşturur.
Nesnesel tatmin ile yönelimsel tatmin arasındaki ayrım, hazzın kaynağını belirlemek açısından önemlidir. Nesnesel tatminde haz, “neye yönelindiği” tarafından belirlenir. Belirli bir fetiş nesnesinin özellikleri, libidinal uyarımın doğrudan kaynağıdır. Yönelimsel tatminde ise haz, “nasıl yönelindiği” üzerinden oluşur. Öznenin aşağıdan, tabiiyet içinde veya kendisini ötekinin altında kurarak yönelmesi, nesnenin özgül niteliklerinden bağımsızlaşabilen ayrı bir libidinal değer üretir. Böylece tatminin kaynağı nesnenin niteliğinden öznenin arzulama tarzına doğru genişler.
Geçiş bir anda gerçekleşmez. Nesnesel haz önce belirli bir yönelim biçimini tekrar tekrar harekete geçirir. Ayak, libidinal yoğunlaşmanın merkezi olduğu için özne ayağa doğru yönelir; bu yönelim mazoşistik konumla birleştiğinde aşağı-yönelim haz üretmeye başlar. Tekrarlandıkça özne yalnızca ayağın verdiği hazzı değil, ayağa doğru yönelirken aldığı konumu da libidinal olarak tanır. Böylece yönelim, nesneye bağlı ikincil bir özellik olmaktan çıkar ve kendisine özgü tatmin kapasitesi kazanır.
Yönelimsel tatminin özgüllüğü, nesnenin fiilî özelliklerinin artık bütün hazzı açıklayamamasında görülür. Aynı fetiş nesnesi farklı ilişkisel bağlamlarda farklı yoğunlukta haz üretebilir; çünkü öznenin yönelme biçimi değişebilir. Eğer ayağa yönelik ilgi yalnızca duyusal nesnesel hazdan oluşsaydı, ilişkisel konumun değişmesi tatmin üzerinde belirleyici olmamalıydı. Oysa mazoşistik örgütlenmede öznenin aşağıda bulunması, ötekinin üstünlüğünün vurgulanması veya tabiiyetin güçlenmesi, nesnenin kendisi değişmeden libidinal yoğunluğu artırabilir. Böylece haz kaynağının en azından bir bölümünün nesnenin dışında, yönelimin yapısında bulunduğu ortaya çıkar.
Nesnesel tatminden yönelimsel tatmine geçiş, nesnenin tamamen aşılması anlamına gelmez. Yönelim kendi değerini nesne üzerinden kazanmıştır ve yönelimsel hazzın biçimi fetiş nesnesiyle kurulan ilk ilişkiden doğmuştur. Daha doğru ifade, tatminin tek merkezli olmaktan çıkmasıdır. Başlangıçta bütün libidinal değer tekil nesnede toplanırken, giderek yönelimin kendisi ikinci bir merkez hâline gelir. Böylece fetişistik tatmin nesne tarafından başlatılır fakat yalnızca nesnede sonlanmaz.
Yönelimsel tatmin, öznenin arzu sürecindeki etkinliğini de farklı biçimde konumlandırır. Nesnesel tatminde özne büyük ölçüde dışarıdaki hedef tarafından çekilir; tatminin kaynağı oradadır ve hareket o kaynağa ulaşmak için gerçekleşir. Yönelimsel tatminde ise öznenin kendi libidinal organizasyonu haz üretimine doğrudan katılır. Öznenin kendisini belirli bir konuma yerleştirmesi, belirli bir ilişki biçimini icra etmesi ve yönelimin geometrisini sürdürmesi tatminin parçası hâline gelir. Haz artık yalnızca alınan değil, yönelim aracılığıyla üretilen bir şeydir.
Tatminin yönelime taşınması, libidonun kendisine dönük bir üretim kapasitesi geliştirmesi anlamına da gelir. Libido dışarıdaki nesneyi hedeflerken aynı anda kendi hareket tarzını libidinalleştirir. Böylece yönelim nesneye ilişkin olmaktan çıkmaz; fakat kendi biçimini de haz konusu hâline getirir. Öznenin “ayağı arzulaması” ile “ayağa aşağıdan yönelen özne olmayı arzulaması” birbirinden ayrılabilir. İkinci yapı, yönelimsel tatminin en belirgin formudur. Libido artık yalnızca nesneye değil, nesne karşısında aldığı kendi pozisyonuna da yatırım yapar.
Yönelimsel tatminin oluşması, libidinal hareketin neden tamamlanmadan önce tatmin üretebildiğini de açıklar. Nesnesel tatmin hedefe erişimi gerektirebilir; yönelimsel tatmin ise yönelmenin başlamasıyla birlikte ortaya çıkabilir. Öznenin aşağı-konumlanmayı kurduğu anda mazoşistik ilişki fiilen başlamıştır. Nesneye erişim daha sonra gerçekleşse bile, yönelimin ilişkisel anlamı çoktan etkinleşmiştir. Böylece tatminin zamansal başlangıcı hedefe ulaşma anından geriye çekilir ve yönelimin ilk hareketine kadar yayılır.
Nesnesel tatminden yönelimsel tatmine geçiş aynı zamanda libidonun neden daha geniş bir mümkünlük alanına açılabildiğini de gösterir. Nesnesel haz belirli özelliklere bağımlıdır; yönelimsel haz ise aynı yapısal formun farklı nesneler karşısında yeniden kurulabilmesine daha açıktır. Aşağı-yönelim bir kez kendi başına libidinal değer taşıdığında, tekil nesne değişse bile benzer ilişkisel düzen yeniden üretilebilir. Böylece tatminin kaynağı belirli nesnenin özgüllüğünden, yönelimin tekrar edilebilir formuna doğru genişler.
Geçişin kavramsal sonucu, libidonun nesneyle ilişkisini yeniden tanımlamaktır. Nesne artık yalnızca tatmin sağlayan son nokta değildir; yönelimsel tatminin kurulmasını mümkün kılan ilk biçimlendirici merkezdir. Yönelim ise artık yalnızca nesneye ulaşmanın aracı değildir; kendi başına haz taşıyabilen libidinal bir yapı hâline gelir. Nesnesel tatminden yönelimsel tatmine geçiş, libidonun “haz nesnededir” ilkesinden “haz yönelme biçiminde de üretilebilir” ilkesine doğru genişlemesidir; fetişistik yapının özgüllüğü, nesneyi ortadan kaldırmadan tatminin kaynağını nesnenin ötesine taşıyabilmesinde yatar.
3.3. Nesnesel ve Yönelimsel Tatminin Üst Üste Binmesi
Fetişistik tatminin yoğunluğu, nesnesel haz ile yönelimsel hazzın birbirini dışlayan iki ayrı kaynak hâline gelmesinden değil, aynı libidinal süreç içinde üst üste binebilmesinden doğar. Başlangıçta libido belirli bir fetiş nesnesine yönelir ve tatminin temel kaynağı nesnenin kendisidir. Ayağın görünüşü, teması veya taşıdığı sembolik değer doğrudan haz üretir. Fakat aşağı-yönelim kendi başına libidinalleştiğinde ikinci bir tatmin düzeyi oluşur: özne yalnızca ayağın kendisinden değil, ayağa doğru aşağıdan yönelme, kendisini arzulanan ötekinin altında kurma ve bu ilişkisel konumu sürdürme biçiminden de haz üretmeye başlar. Böylece tek bir yönelim, aynı anda hem nesneye hem yönelimin biçimine yatırım yapar.
Nesnesel ve yönelimsel tatmin arasındaki ilişki toplamsal görünse de, basit bir “iki haz yan yana gelir” mantığından daha karmaşıktır. Yönelimsel tatmin, nesnesel hazdan bağımsız bir ikinci uyaran gibi çalışmaz; ilk olarak nesne üzerinden kurulur ve nesneye yönelme biçiminin libidinalleşmesinden doğar. Bu nedenle iki tatmin arasında yapısal bir iç içelik vardır. Nesne yönelimi doğurur, yönelim nesnenin libidinal değerini yeniden üretir ve her iki kaynak birbirini güçlendirebilir. Ayağın fetişistik değeri aşağı-yönelimi harekete geçirirken, aşağı-yönelimin verdiği haz da ayağın ayrıcalıklı konumunu pekiştirir.
Tatminin üst üste binmesi libidinal süreci tek merkezli olmaktan çıkarır. Olağan nesne-merkezli yapıda haz ağırlıklı olarak hedefte toplanırken, burada hem hedef hem hedefe doğru alınan konum libidinal değer taşır. Öznenin fetiş nesnesine erişmesi nesnesel tatmini üretirken, erişim sürecinde kurduğu mazoşistik konum yönelimsel tatmini sürdürebilir. Dolayısıyla aynı deneyim iki farklı düzlemde işler: “nesneye sahip olma” ve “nesneye belirli biçimde yönelme”. Bu iki düzlem birbirine eklemlendiğinde fetişistik haz yalnızca nesnenin duyusal özelliklerinden türeyen bir haz olmaktan çıkar.
Yönelimsel tatminin nesnesel tatmine eklenmesi, tamamlanma öncesi ve sonrası hazzın da farklılaşmasını sağlar. Nesneye henüz erişilmeden yönelimin kendisi tatmin üretmeye başlar; erişim gerçekleştiğinde ise nesnesel haz buna eklenebilir. Böylece libidinal süreç tek bir boşalım anına kapanmaz. Yönelme öncesi beklenti, yönelme sırasında alınan ilişkisel konum, nesneye erişim ve erişim sonrasında aynı konumun sürdürülmesi farklı yoğunluklarda libidinal değer taşıyabilir. Tatmin zamansal olarak genişlerken, kaynak bakımından da çoğullaşır.
İki tatmin katmanının üst üste binmesi, fetişistik nesnenin neden bazen olağan bir çekim nesnesinden daha yoğun yaşanabildiğini açıklamak için önemli bir yapısal zemin sağlar. Buradaki fark, fetiş nesnesinin zorunlu olarak daha güçlü bir duyusal uyaran olmasında değildir. Yoğunluk, aynı nesnenin birden fazla libidinal düzeyi aynı anda harekete geçirebilmesinden doğabilir. Ayak bir taraftan doğrudan arzu nesnesidir; diğer taraftan aşağı-yönelimin, tabiiyetin ve öznenin ilişkisel konumunun taşıyıcısıdır. Tek bir nesne hem nesnesel hem ilişkisel hem de yönelimsel değeri üzerinde toplayabildiğinde haz daha katmanlı hâle gelir.
Nesnesel tatmin ile yönelimsel tatminin birbirini güçlendirmesi, fetişistik yapının tekrar eğilimini de açıklayabilir. Öznenin nesneye her yeniden yönelişi yalnızca daha önce deneyimlenmiş nesnesel hazzı tekrar etmez; aynı anda yönelim biçimini de yeniden libidinalleştirir. Her tekrar, nesnenin çağırdığı haz ile yönelimin kendi hazzını yeniden eşleştirir. Böylece fetişistik yapı, tek bir uyaran-haz bağından daha yoğun bir geri besleme devresine dönüşebilir. Nesne yönelimi çağırır, yönelim haz üretir, haz nesnenin değerini artırır ve artan değer aynı yönelimin yeniden kurulmasını teşvik eder.
Tatmin katmanlarının iç içe geçmesi, öznenin neden bazen nesnenin kendisinden çok nesne etrafında kurduğu ilişki biçimine bağlı hâle gelebileceğini de gösterir. Başlangıçta arzu belirli bir fetiş nesnesiyle ilişkilidir; fakat yönelimsel haz güçlendikçe, öznenin libidinal yatırımı yalnızca nesnenin özelliklerine değil, onunla kurulan ilişki tarzına da yoğunlaşır. Ayağın fiziksel varlığı önemini korur, fakat tek başına yeterli olmayabilir; öznenin beklediği tatmin, aşağı-konumlanmanın yeniden üretilmesine de bağlı hâle gelebilir. Böylece fetişistik yapı, nesne seçiminden daha geniş bir libidinal senaryoya dönüşür.
Nesnesel ve yönelimsel tatminin üst üste binmesi, fetişistik hazzın neden “nesneyi aşan” bir karakter taşıyabildiğini de açıklar. Aşma, nesnenin ortadan kalkması değildir; nesnenin libidinal işlevinin kendi sınırlarını aşmasıdır. Fetiş nesnesi yalnızca kendisi için arzulanmaz, aynı zamanda belirli bir yönelim biçimini harekete geçirdiği için değer kazanır. Böylece nesnenin varlığı, kendisinden daha geniş bir libidinal düzeni etkinleştirir. Haz, nesnenin üzerinde başlar fakat yönelimin yapısına yayılır.
Libidinal yoğunluğun burada zorunlu ve evrensel bir sonuç olarak sunulmaması gerekir. Nesnesel ve yönelimsel tatminin üst üste binmesi teorik olarak daha yoğun bir haz alanı yaratabilir; fakat her fetişistik deneyimin olağan cinsel hazdan daha güçlü yaşanması mantıksal olarak zorunlu değildir. Yapısal iddia daha sınırlı ve daha güçlüdür: fetişistik yapı, tekil nesnenin sağladığı tatmine ek olarak yönelimin kendi tatminini de devreye sokabildiği için yoğunlaşma açısından ek bir mekanizma taşır. Yoğunluk farkı burada deneysel bir zorunluluk değil, libidinal katmanlaşmanın mümkün sonucu olarak düşünülmelidir.
Dolayısıyla fetişistik tatmin, yalnızca belirli bir nesneden alınan hazzın büyütülmüş biçimi değildir. Daha temel olarak, nesnenin verdiği haz ile nesneye yönelme biçiminin verdiği hazzın aynı libidinal devrede birleşmesi söz konusudur. Nesne ve yönelim birbirini beslediğinde, tatmin tek bir kaynağın sınırlarını aşar; libido hem dışarıdaki fetiş nesnesine hem de o nesne karşısında aldığı kendi konumuna yatırım yapar. Fetişistik hazzın özgül yoğunluğu da tam olarak bu çift katmanlı yapıdan türetilebilir.
3.4. Fetişistik Hazzın Yoğunlaşmasının Yapısal Zemini
Fetişistik hazzın olağan nesne-merkezli hazdan daha yoğun yaşanabilmesini açıklamak için öncelikle “yoğunluk” kavramının kaynağını doğru yerde aramak gerekir. Fetiş nesnesinin kendisinin zorunlu olarak daha güçlü, daha uyarıcı veya daha değerli olduğunu varsaymak yeterli değildir. Yoğunlaşmanın asıl yapısal zemini, libidinal tatminin tek bir kaynaktan değil, farklı düzlemlerin eşzamanlı işleyişinden üretilebilmesidir. Nesne, yönelim, ilişkisel konum ve yönelimin kendi libidinal değeri aynı süreç içinde birleştiğinde, haz yalnızca hedefe ulaşmanın sonucuna indirgenemez.
Olağan nesne-merkezli yapıda libidinal enerji ağırlıklı olarak belirli bir nesnenin elde edilmesine yönelir. Nesnenin çekiciliği, arzu yoğunluğunu ve tatminin derecesini belirleyen temel faktörlerden biridir. Fetişistik yapıda ise nesnenin kendisine ek olarak onun etrafında kurulan yönelim biçimi de libidinal yatırımın taşıyıcısı hâline gelir. Ayağın çekiciliği, aşağı-yönelimin mazoşistik anlamı, öznenin kendi konumunu ötekinin altında kurması ve bu konumun tekrar edilmesi aynı deneyimde bir araya gelebilir. Böylece libidinal enerji tek bir noktada değil, birbirine bağlanan farklı düzlemlerde dolaşır.
Yoğunluk artışının ilk kaynağı tatminin zamansal genişlemesidir. Nesneye bağlı haz çoğunlukla erişim veya temas anında yoğunlaşırken, yönelimsel haz daha erken başlayabilir. Öznenin fetiş nesnesini algılaması, ona doğru yönelmesi ve ilişkisel konumu kurması, nesneye erişimden önce de tatmin üretir. Haz böylece yalnızca final anına sıkışmaz; yönelimin bütün süresine yayılabilir. Libidinal tatminin zaman içinde genişlemesi, toplam deneyimin daha yoğun hissedilmesine zemin hazırlar.
İkinci kaynak, tatminin yapısal çoğalmasıdır. Fetişistik deneyimde tek bir uyaran birden fazla libidinal işlev üstlenebilir. Ayak hem doğrudan nesnesel çekim merkezi, hem sembolik aşağılığın taşıyıcısı, hem mazoşistik konumun koordinatı, hem de aşağı-yönelimin başlatıcısı olabilir. Tek bir nesnenin bu kadar farklı libidinal düzeyi aynı anda etkinleştirmesi, hazzın katmanlaşmasını sağlar. Nesnenin duyusal niteliğiyle ilişkisel anlamı birbirine eklenir; yönelimsel tatmin de bu iki düzleme üçüncü bir katman olarak yerleşir.
Yoğunlaşmanın üçüncü zemini, libidonun kendi hareketini geri besleyebilmesidir. Yönelim haz üretmeye başladığında üretilen tatmin yönelimin devamını teşvik eder. Yönelim sürdükçe mazoşistik konum yeniden kurulur, konum yeniden kurulduğunda haz yeniden üretilir. Böylece libidinal süreç dışsal nesnenin sürekli yeni uyarım sağlamasına tamamen bağımlı kalmaz; kendi hareketinden de enerji üretebilir. Bu geri besleme, hazzın kısa süreli bir tepki olmaktan çıkıp kendi sürekliliğini destekleyen bir devre hâline gelmesine imkân verir.
Dördüncü unsur, arzu nesnesi ile öznenin kendi arzulama biçiminin aynı anda libidinal yatırım almasıdır. Olağan nesne yöneliminde özne büyük ölçüde dışarıdaki hedefe yatırım yaparken, fetişistik mazoşistik yapıda özne kendi aşağı-konumlanmasını da haz nesnesi hâline getirir. Libido böylece yalnızca dışarı doğru hareket etmez; kendi hareket biçimine de geri döner. Öznenin “ne istediği” ile “isteyen olarak nasıl bir konum aldığı” aynı libidinal süreçte değer kazanır. Bu çift yönlü yatırım, hazzın yoğunlaşmasına ek bir zemin sağlar.
Fetişistik hazzın güçlü hissedilebilmesinin bir başka nedeni, nesnenin sadece bir hedef değil, bütün bir ilişkisel düzeni yoğunlaştıran işaret hâline gelmesidir. Ayak tek başına bedensel bir parça olarak kalmaz; öznenin arzulanan öteki karşısındaki yerini, ilişkinin hiyerarşisini ve yönelimin geometrisini aynı anda çağırabilir. Böylece küçük bir kısmi nesne, kendisinden çok daha geniş bir libidinal yapının yoğunlaştırılmış taşıyıcısına dönüşür. Fetiş nesnesinin gücü, fiziksel büyüklüğünden veya doğrudan duyusal niteliğinden değil, yoğun miktarda ilişkisel anlamı tek bir noktada toplayabilmesinden kaynaklanabilir.
Yoğunlaşma aynı zamanda tamamlanma zorunluluğunun kırılmasıyla da ilişkilidir. Haz yalnızca nesneye ulaşmanın sonunda ortaya çıkıyorsa, libidinal süreç tek bir sonuç anına bağımlıdır. Yönelimin kendisi tatmin ürettiğinde ise başarısızlık veya gecikme hazzı bütünüyle ortadan kaldırmaz. Libido, nihai sonuca ulaşmadan da kendi hareketinden kazanç sağlayabilir. Bu yapı, hazzın kırılganlığını azaltırken sürekliliğini artırabilir. Tamamlanmanın zorunlu olmaması, libidinal tatminin daha geniş bir süreç boyunca korunmasına imkân verir.
Yoğunluk tezinin en güçlü biçimi, fetişistik hazzın “bütün olası hazları aynı anda içerdiğini” söylemek değildir. Yönelimselliğin farklı nesnelere açılabilen ortak bir kapasite olması, bütün tekil nesnelerin özgül hazlarının fiilen aynı anda deneyimlendiği sonucunu vermez. Böyle bir sıçrama mantıksal olarak gereksizdir. Daha sağlam açıklama, fetişistik yapının tekil nesnenin verdiği hazza ek olarak yönelimin kendi hazzını üretmesidir. Yoğunluk, bütün mümkün hazların toplamından değil, aynı libidinal olayın birden fazla tatmin kaynağını eşzamanlı etkinleştirmesinden türetilir.
Dolayısıyla fetişistik haz ile olağan cinsel haz arasındaki olası yoğunluk farkı niceliksel bir üstünlük iddiasından önce yapısal bir farklılığa dayanır. Fetişistik yapı, nesneye erişimin yanı sıra yönelimin icrasını, ilişkisel konumu ve bu konumun kendi kendini yeniden üretmesini de libidinalleştirebilir. Böylece haz tekil bir hedefe bağlı kalmadan süreç, ilişki ve öznenin kendi konumuna yayılır. Fetişistik hazzın yoğunlaşmasının teorik zemini, nesnenin zorunlu olarak daha güçlü olmasında değil; aynı nesnenin nesnesel tatmin, yönelimsel tatmin ve ilişkisel tatmini tek bir libidinal devrede üst üste bindirebilmesinde bulunur.
3.5. Sadizmde Ters Yönlü Aynı Mekanizma: Tabiiyetten Tahakküme
Mazoşistik yapıda yönelimin libidinalleşmesi, öznenin arzulanan öteki karşısında aşağı-konumlanması üzerinden kuruluyordu; sadistik yapı ise aynı mantıksal mekanizmayı ters yönde işler. Burada özne kendisini ötekinin altında değil, üzerinde kurar. İlişkisel eksen değişir fakat temel ilke korunur: libido yalnızca yöneldiği nesneden değil, nesneye hangi konumdan yöneldiğinden de tatmin üretmeye başlar. Mazoşizmde tabiiyetin libidinalleşmesine karşılık sadizmde tahakküm libidinalleşir. Böylece sadistik haz yalnızca tahakkümün tamamlanmış sonucuna bağlanmaz; tahakküm eden özne olarak yönelmenin kendisi de başlı başına libidinal değer kazanabilir.
Sadistik yönelimin kuruluşu da nesneyi zorunlu kılar. Tahakküm, tek başına var olabilen bir özellik değildir; üzerinde tahakküm kurulacak bir karşı kutup gerektirir. Üstün-konumlanma ancak aşağıda konumlandırılmış bir ötekiyle ilişkili olarak anlam kazanır. Dolayısıyla sadistik libido da başlangıçta heteronomdur: kendi yönelim biçimini bir nesne üzerinden kurar. Öteki olmadan hükmeden özne konumu belirlenemez; yönelim, ilişkisel karşıtlık sayesinde biçim kazanır. Mazoşistik yapıda aşağı-yönelimin ayağın sembolik konumu aracılığıyla kurulmasına benzer biçimde, sadistik yönelim de ötekinin tabi kılınması üzerinden üstün-konumunu üretir.
Tahakkümün libidinalleşmesiyle birlikte sonuç ile süreç arasındaki ayrım çözülür. Eğer haz yalnızca ötekinin tamamen denetim altına alınmasıyla ortaya çıksaydı, sadistik yönelim sonuca ulaşana kadar salt araçsal bir hareket olarak kalırdı. Oysa öznenin kendisini hükmeden taraf olarak kurması, daha tamamlanmış tahakküm gerçekleşmeden ilişkisel asimetriyi üretmeye başlar. Yönelim, öteki üzerinde üstünlük iddiasını fiilen taşıdığı anda kendi libidinal değerini kazanabilir. Haz böylece “tahakküm kuruldu” sonucunda değil yalnızca, “tahakküm eden olarak yönelme” faaliyetinde de üretilir.
Tatmin ile tamamlanmanın ayrışması sadistik yapıda da aynı şekilde işler. Tahakkümün nihai olarak tamamlanması hâlâ ek bir tatmin yaratabilir; fakat tatminin tek koşulu değildir. Öznenin öteki üzerinde irade kurma, sınırlandırma, belirleme veya üstün konum alma hareketinin kendisi libidinalleştiğinde yönelim süreç içinde haz üretir. Böylece sadistik libido da tamamlanma zorunluluğunu kısmen kırar. Sonuç gecikse bile yönelim, taşıdığı ilişkisel konum sayesinde tatmin üretmeye devam edebilir.
Sadistik yönelim kendi libidinal değerini üretmeye başladığında, nesnenin işlevi de değişir. Öteki başlangıçta tahakküm ilişkisini kurmak için zorunlu olan karşı kutuptur; fakat yönelimin kendisi libidinalleştikçe tekil nesnenin belirleyiciliği göreli biçimde azalabilir. Öznenin haz aldığı şey yalnızca belirli bir kişiyi denetlemek değil, denetleyen özne olarak konumlanma biçiminin kendisi hâline gelebilir. Böylece tahakküm belirli nesneye bağlı tekil bir davranış olmaktan çıkarak daha genel bir yönelim formuna dönüşme potansiyeli kazanır.
Bağımsızlaşma burada da önceki bağımlılığı varsayar. Sadistik yönelim nesneden bağımsız biçimde doğmaz; öteki, tahakkümün ilk anlamını ve yönünü sağlar. Ancak ilişki tekrarlandıkça özne üstün-konumlanmanın libidinal değerini kendi yönelimine aktarabilir. Yönelim artık her seferinde anlamını yalnızca aynı tekil nesneden almak zorunda kalmaz. Başlangıçtaki nesne, tahakküm yöneliminin kurucu zemini olur; yönelim ise kendi tekrarından tatmin üretmeye başladıkça o tekil zeminden göreli olarak uzaklaşabilir. Aynı zincir yeniden işler: bağlanma → yönelimin kurulması → yönelimin libidinalleşmesi → kendi değerini üretmesi → tekil nesneden göreli bağımsızlaşma.
Sadistik yapının mazoşistik yapıdan farkı dolayısıyla mekanizmada değil, ilişkisel yönün işaretindedir. Mazoşizmde özne kendi konumunu ötekinin altında kurarken, sadizmde ötekinin konumunu kendi altında kurar. Birinde özne tabiiyet üretir, diğerinde tahakküm; fakat her iki durumda da libidinal haz ilişkisel konumun icrasına taşınır. Nesne, yönelimin kurulması için zorunlu kalır; buna rağmen yönelim bir kez libidinal değer kazandığında tekil nesnenin sınırlarını aşabilecek kapasite geliştirir.
Sadizm böylece mazoşizme basitçe dışsal karşıtlık oluşturmaz. Her ikisi aynı daha genel yapının ters işaretli biçimleri olarak okunabilir. Mazoşistik yönelim aşağıya doğru kapanırken, sadistik yönelim yukarı doğru kurulur; fakat iki durumda da yönelimin kendisi tatmin taşıyıcısı hâline gelir. Mazoşizmde tabiiyet, sadizmde tahakküm libidinalleşir; yönelim sonuçtan önce haz üretmeye başladığı anda her ikisi de nesne-merkezli tatminin sınırlarını aşan aynı yapısal mekanizmaya bağlanır.
3.6. Aşağı-Konumlanma ve Üstün-Konumlanmanın Ortak Libidinal İlkesi
Aşağı-konumlanma ile üstün-konumlanma içerik bakımından birbirinin karşıtı görünse de, libidinal yapı bakımından ortak bir ilkeye dayanır: özne yalnızca bir nesneye yönelmez, aynı zamanda o nesne karşısında belirli bir konum üretir ve bu konumun kendisinden tatmin elde eder. Mazoşistik yapıda libidinal değer aşağıda bulunmaya, sadistik yapıda ise yukarıda bulunmaya taşınır. Karşıtlık, haz üretme mekanizmasını ortadan kaldırmaz; yalnızca yönelimin eksenini tersine çevirir.
Her iki yapıda da ilişkisel konum nesnesiz kurulamaz. Aşağıda olmak, yukarıda bulunan bir ötekiyi; yukarıda olmak ise aşağıda konumlandırılan bir ötekiyi gerektirir. Dolayısıyla tabiiyet ve tahakküm bağımsız tözler değil, ilişkisel pozisyonlardır. Libido da bu pozisyonlardan birine yatırım yaptığında, haz yalnızca karşıdaki nesneden değil, öznenin ilişki içinde kapladığı yerden doğmaya başlar. Yönelimin libidinalleşmesi tam olarak burada gerçekleşir: özne “neye yöneldiği” kadar “hangi pozisyondan yöneldiği” üzerinden de tatmin üretir.
Mazoşistik aşağı-konumlanmada özne ötekinin üstünlüğünü kendi libidinal düzeninin parçası hâline getirir. Sadistik üstün-konumlanmada ise aynı asimetri ters yönde örgütlenir ve özne kendi üstünlüğünü libidinalleştirir. İki durumda da haz, ilişkinin simetrik olmamasından beslenir; ancak asimetrinin hangi kutbuna yatırım yapıldığı değişir. Böylece mazoşizm ve sadizm aynı ilişkisel eksenin farklı yönleri hâline gelir.
Ortak ilkenin ikinci boyutu, tatminin süreç içine taşınmasıdır. Aşağı-konumlanma henüz nihai teslimiyet tamamlanmadan haz üretebildiği gibi, üstün-konumlanma da tahakküm bütünüyle gerçekleşmeden tatmin taşıyabilir. Çünkü ilişkisel konum yönelim başladığı anda kısmen kurulmuş olur. Öznenin kendisini aşağıya ya da yukarıya yerleştirmesi, sonucun tamamlanmasını beklemeden libidinal düzeni harekete geçirir. Böylece her iki yapı da tatminin tamamlanmaya zorunlu bağımlılığını gevşetir.
Üçüncü ortaklık, yönelimin kendi değerini üretmesidir. Aşağı-yönelim tekrarlandıkça mazoşistik konumun hazzı kendi biçimine yerleşir; tahakküm-yönelimi tekrarlandıkça sadistik üstün-konumun hazzı da benzer biçimde içselleşir. Nesne ilk anlamı ve yönü sağlar, fakat yönelim zamanla bu anlamı kendi üzerinde yeniden kurabilir. Bu nedenle her iki yapı da nesneye bağlı biçimde başlar, fakat yönelimsel tatmin güçlendikçe tekil nesnenin belirleyiciliğini kısmen aşabilir.
Dördüncü ortaklık, bağımlılığın özerklik üretmesidir. Mazoşistik özne, tabiiyet ilişkisi olmadan aşağı-yönelimi kuramaz; sadistik özne de tahakküm ilişkisi olmadan üstün-konumlanmayı oluşturamaz. Fakat yönelim bir kez libidinal biçime kavuştuğunda, kendi tatminini üretme kapasitesi kazanır. Başlangıçtaki heteronom ilişki böylece daha sonra göreli özerkliğin koşuluna dönüşür. Bağlılık, yönelimin kendi kendisini taşıyabilecek forma kavuşmasını mümkün kılar.
Ortak yapının beşinci boyutu, nesnesel haz ile yönelimsel hazzın üst üste binebilmesidir. Mazoşistik özne hem fetiş nesnesinden hem aşağı-konumlanmanın kendisinden tatmin elde edebilir; sadistik özne de hem yöneldiği nesneden hem hükmeden pozisyonun icrasından haz üretebilir. Böylece her iki durumda tatmin tek bir kaynağa indirgenmez. Nesne dışsal hedef olarak kalırken, yönelim öznenin kendi libidinal örgütlenmesinden doğan ikinci bir kaynak hâline gelir.
Aşağı-konumlanma ile üstün-konumlanmanın simetrisi, mazoşizm ile sadizmi birbirinin basit psikolojik zıddı olarak düşünmekten daha güçlü bir çerçeve sağlar. İki yapı da farklı içerikler taşısa bile aynı libidinal dönüşümü gerçekleştirir: ilişkisel pozisyonu haz kaynağına çevirir. Birinde öznenin eksiltilmesi, diğerinde ötekinin eksiltilmesi söz konusu olabilir; fakat libidinal açıdan belirleyici olan, öznenin ilişki içindeki konumunu arzu nesnesinin bir parçası hâline getirmesidir.
Dolayısıyla ortak ilke “aşağı” ya da “yukarı” kavramlarının kendisinde değil, yönelimin konumsallaşmasında bulunur. Libido bir nesneye yönelirken aynı anda özneye ilişkisel bir yer verir; bu yer libidinal değer kazandığında yönelim kendi başına tatmin üretmeye başlar. Mazoşizm ile sadizmi aynı yapısal düzlemde buluşturan şey, yönün karşıtlığına rağmen konumun libidinalleşmesidir: birinde aşağıda, diğerinde yukarıda olmak haz taşır; her ikisinde de libido, nesnenin kendisini aşarak ilişki içinde aldığı yönü ve konumu tatmin kaynağına dönüştürür.
3.7. Genel Sonuç: Libidonun “Neye” Değil “Nasıl” Yöneldiğinden Tatmin Üretmesi
Fetişistik libidinal yapının bütün çözümlemesi, nesnenin niteliğinden yönelimin biçimine doğru gerçekleşen temel bir kayma etrafında birleşir. Başlangıçta libido belirli bir nesneye bağlanır, o nesneyi ayrıcalıklı hâle getirir ve tatminini büyük ölçüde nesnenin sunduğu özellikler üzerinden örgütler. Fakat yönelim kendi başına libidinal değer kazandığında, haz artık yalnızca “neye yönelindiği” sorusuyla açıklanamaz. Öznenin nesne karşısında hangi konumu aldığı, hangi doğrultuda hareket ettiği ve bu ilişkiyi nasıl icra ettiği de tatminin bağımsız kaynaklarından biri hâline gelir. Böylece libido, nesnesini arzulamakla yetinmez; arzulama biçiminin kendisini de libidinalleştirir.
Ayak fetişizminde bu dönüşüm bütün açıklığıyla izlenebilir. Libido önce arzulanan kişinin bütünlüğü içinden ayağı ayrıcalıklı kısmi nesne hâline getirir. Ayağın anatomik olarak aşağıda bulunması henüz mazoşistik bir anlam taşımaz; fakat bedensel aşağılık öznenin öteki karşısındaki ilişkisel aşağılığına çevrildiğinde, nesnenin konumu yönelimin biçimini belirlemeye başlar. Öznenin ayağa doğru yönelmesi aynı anda kendisini arzulanan kişinin altında kurması anlamına geldiğinde, fetişistik yatırım yalnızca belirli bir uzva değil, belirli bir ilişki geometrisine yönelmiş olur.
Mazoşistik nitelik tam da bu nedenle nesnenin içinde bulunmaz. Ayak kendi başına tabiiyet üretmez; tabiiyet, öznenin ayağı arzulanan ötekinin üstün konumuyla ilişkilendirerek kendi libidinal yerini aşağıda kurmasıyla oluşur. Haz nesneden doğrudan çıkmak yerine nesne aracılığıyla kurulan ilişkisel düzen içerisinde farklılaşır. Öznenin aşağı-konumlanması libidinal değer kazandığında, ayağa yönelmek artık yalnızca fetiş nesnesine ulaşmanın yolu değildir; mazoşistik ilişkinin bizzat icrasıdır. Böylece yönelim araç olmaktan çıkarak haz üreten bir forma dönüşür.
Yönelimin haz üretmesi, tatminin zamansal ve yapısal statüsünü de değiştirir. Tatmin artık yalnızca nesneye erişimin sonunda ortaya çıkan bir sonuç değildir. Öznenin aşağı-yönelimi kurduğu anda mazoşistik ilişki kısmen gerçekleşmiş olur ve yönelimin kendisi libidinal kazanç sağlayabilir. Tamamlanma bu nedenle tatminin zorunlu koşulu olmaktan çıkar. Nesneye ulaşmak ayrı bir haz yaratmaya devam edebilir, fakat libido yönelme sürecinde de tatmin üretebildiği için tamamlanmamış yönelim zorunlu olarak tatminsiz kalmaz.
Tatmin ile tamamlanmanın ayrılması, yönelimin kendi libidinal değerini üretmesinin önünü açar. Başlangıçta aşağı-yönelim değerini fetiş nesnesinden alırken, tekrarlandıkça aynı yönelme biçimi kendi başına haz taşıyan bir yapıya dönüşebilir. Libido artık yalnızca nesnenin özelliklerine yatırım yapmaz; kendi hareket tarzını da libidinal olarak değerli hâle getirir. Arzunun nesnesi ile arzunun biçimi böylece birbirinden ayrılabilir. Bir tarafta ayağın sağladığı nesnesel tatmin bulunurken, diğer tarafta ayağa belirli bir ilişkisel pozisyondan yönelmenin verdiği yönelimsel tatmin ortaya çıkar.
Yönelimsel tatmin, fetişistik yapının nesneye bağımlılığını bütünüyle ortadan kaldırmaz; fakat nesnenin libidinal değerin tek kaynağı olma konumunu kırar. Yönelimin oluşabilmesi için önce belirli bir nesnenin bulunması gerekir. Libido soyut bir yönelim kapasitesi taşıyabilir, ancak fiilî yönelim hâline gelebilmek için bir hedef üzerinden biçimlenir. Fetiş nesnesi bu nedenle özerkleşmenin dışsal engeli değil, onun kurucu koşuludur. Nesne yönelimin biçimini oluşturur; yönelim libidinalleştikçe nesneden aldığı yapıyı kendi üzerinde yeniden üretebilir.
Burada bağımlılık ile özerklik arasındaki paradoks çözülür. Özerkleşme, baştan beri bağımsız olan bir yapının özelliği değildir; daha önce kurulmuş bir bağımlılığın aşılmasıdır. Bağlanmamış olan kopamaz, belirlenmemiş olan belirleniminden özgürleşemez. Fetişistik libido da bu nedenle nesneye bağlanmadan yönelimsel özerklik kazanamaz. Nesneye bağlanma, yönelimin belirli bir forma kavuşmasını; formun tekrarı ise kendi libidinal değerini üretmesini sağlar. Kendi değerini üretebilen yönelim, tekil nesnenin mutlak belirleyiciliğini azaltabilir. Böylece libido nesneye yalnızca onda tamamlanmak için değil, nesne aracılığıyla daha sonra kendi üzerinde sürdürebileceği bir yönelim biçimi kurmak için de bağlanmış olur.
“Libido kopabilmek için önce bağlanır” ilkesi, bu nedenle fetişistik yapının yalnızca bir aşamasını değil, bütün mantıksal hareketini yoğunlaştırır. Bağlanma yönelimi kurar, yönelim tekrar yoluyla libidinalleşir, libidinalleşme tatmini yönelimin içine taşır ve yönelimin kendi tatminini üretmesi tekil nesneden göreli bağımsızlaşma imkânı yaratır. Nesne ortadan kaldırılmaz; fakat yönelim artık yalnızca nesne tarafından taşınmaz. Başlangıçta heteronom olan libidinal hareket, kendi biçimini içselleştirerek kısmi bir özerklik kazanır.
Nesnesel ve yönelimsel tatmin arasındaki ayrım, fetişistik hazzın yoğunluğunu açıklamak için de merkezi öneme sahiptir. Fetişistik yapı, nesneden alınan hazzı yönelimsel hazla değiştirmek zorunda değildir; iki tatmin biçimini aynı libidinal süreç içinde üst üste bindirebilir. Öznenin ayağın kendisinden aldığı haz, ayağa doğru aşağıdan yönelmenin verdiği mazoşistik tatminle birleşebilir. Böylece tek bir nesne hem doğrudan arzu merkezi hem de daha geniş bir ilişkisel düzenin taşıyıcısı olur. Fetişistik yoğunluk, bütün mümkün hazların tek anda deneyimlenmesinden değil, aynı deneyimin birden fazla libidinal katmanı aynı anda etkinleştirebilmesinden türetilebilir.
Libidonun tekil nesneden daha geniş bir yönelim kapasitesi taşıması da burada anlam kazanır. Belirli bir nesne, libidinal yönelimin gerçekleşmiş biçimlerinden yalnızca biridir; libido ise farklı nesnelere ve farklı ilişkisel konumlara bağlanabilme kapasitesini korur. Yönelimsel tatminin oluşması, hazzı tekil nesnenin özelliklerinden daha genel bir düzleme taşır. Bu, libidonun bütün olası nesnelerin özgül hazlarını eşzamanlı içerdiği anlamına gelmez; daha sınırlı ve daha kesin olarak, tekil nesnenin libidinal değeri tüketemediğini gösterir. Libido belirli bir nesnede aktüelleşir, fakat yönelimin kendisi o aktüelleşmenin sınırlarından daha geniş bir kapasite taşır.
Sadistik yönelim, aynı yapının ters ilişkisel kutupta çalışabildiğini gösterir. Mazoşizmde özne ötekinin altında konumlanarak tabiiyeti libidinalleştirirken, sadizmde özne ötekinin üzerinde konumlanarak tahakkümü libidinalleştirir. İlişkinin yönü değişir, fakat yapısal ilke aynı kalır. Tahakküm de ilişkisel olduğu için başlangıçta bir nesneyi gerektirir; fakat hükmeden konumun kendisi haz taşımaya başladığında tatmin yalnızca tahakkümün tamamlanmış sonucundan gelmez. Öznenin “hükmeden olarak yönelmesi” de libidinal değer üretmeye başlar.
Mazoşizm ile sadizmin ortak zemini bu nedenle aşağılık veya üstünlük kavramlarının içeriğinde değil, ilişkisel konumun libidinalleşmesindedir. Birinde özne aşağıya, diğerinde yukarıya yerleşir; her ikisinde de öznenin nesne karşısında aldığı pozisyon tatminin taşıyıcısına dönüşür. Nesne yönelimi kurar, yönelim kendi değerini üretir ve libido giderek yalnızca hedefe değil, hedef karşısındaki kendi konumuna yatırım yapmaya başlar. Böylece mazoşistik tabiiyet ile sadistik tahakküm, karşıt içeriklerine rağmen aynı libidinal mekanizmanın iki ayrı yönünü görünür kılar.
Fetişistik libidinal yapı açısından asıl kırılma tam olarak burada belirlenebilir: nesne arzu sisteminden çıkarılmaz, fakat nesnenin tekelindeki tatmin ortadan kalkar. Libido önce belirli bir şeye yönelir; daha sonra o şeye yönelmenin biçimini de haz üretir hâle getirir. “Ne arzuluyorum?” sorusu önemini korurken yanına “nasıl arzuluyorum?” sorusu yerleşir ve ikinci soru zamanla ilkinden bağımsız bir libidinal değer taşıyabilir. Fetişistik yönelimin nesneyi aşması, nesneyi yok etmesinde değil, tatminin nesnenin sınırlarından yönelimin yapısına doğru genişlemesinde yatar.
Sonuç olarak fetişistik libidinal ekonomi, arzunun yalnızca dışarıdaki nesneler tarafından belirlenen tek yönlü bir hareket olmadığını gösteren bir model olarak kurulabilir. Libido nesneye bağlanır, nesne üzerinden belirli bir ilişkisel form kazanır, aynı formu tekrar ederek libidinalleştirir ve sonunda kendi yönelme tarzından tatmin üretmeye başlar. Mazoşistik aşağı-konumlanma ile sadistik üstün-konumlanma bu ilkenin karşıt doğrultulardaki örnekleridir. Libidonun en belirleyici dönüşümü, tatminin yalnızca yöneldiği şeyde bulunmaktan çıkıp yönelmenin biçimine yerleşmesidir: fetişistik haz böylece nesnenin sahip olduğu özelliklerin değil yalnızca, öznenin nesneye doğru kurduğu ilişkinin, aldığı konumun ve bu konumu yeniden üretme biçiminin de libidinalleşmesi hâline gelir.
Tepkiniz Nedir?