Bu makale, modernleşme sürecinde toprağın varoluşsal zemin statüsünden üretim ve mülkiyet içeriğine dönüşmesini, buna karşılık ritüel ve sembolik pratikler aracılığıyla hâlâ mekânsal referans olarak korunmasını analiz eder. Toprağın aynı anda hem zemin hem içerik olarak tutulduğu bu çift konumun, modern toplumda mekân kategorisinin erimesini engelleyen temel düzenek olduğu gösterilir.